En kötü şey nedir diye sorsanız, "umutsuzluğa düşmek" derim. 15 Temmuz'da millete kurulan tuzak, yine milletin anlamlı ve asıl karşı koyuşu ile kırılınca/bozulunca düzlüğe çıkmanın sevincini günlerce meydanlarda yaşadık.

        Hakkımızdı çünkü...

        Yeniden umutlandık böylece...

        Demokrasiye sahip çıkmak budur işte...

        Cumhuriyet'in kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk de, milletinin nabzını bilen/tutan bir inanç ve iradeyle kurtuluş savaşını başlattığında böyle örnek olmuştu Batı'nın sömürüsü altında inim inim inleyen mazlum milletlere...

        Bu, bir başlangıçtı dünya tarihinde...

        Nice milletler, Atatürk'ün bu öğretisiyle ayağa kalkıp bağımsızlıklarına kavuştular.

        Dünya tarihi bu konuda sadece Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü örnek olarak yazdı.

       15 Temmuz darbe girişimini Atatürk'ün öğretisi ile kıran aziz Türk milleti, dünya "demokrasi tarihi"ne de şimdiye değin yaşanmamış bir olayı altın harflerle yazmayı başardı böylece...

        Atatürk ve demokrasi...

        Cumhuriyet'in kurucusu Atatürk, çok partili sisteme yani demokrasiye geçiş için iki kez denemede bulundu ama ikisinde de rejim aleyhtarlarının yıkıcı söylem ve girişimlerine tanık olunca bundan vazgeçmek durumunda kaldı.

        Atatürk'ün Trabzon'u son kez ziyareti olan 10 Haziran 1937 tarihinde halkla yaptığı toplantıda, son demokrasi denemesinde kapanan C. Serbest Fırkası'na söz geldiğinde "çok partili düzen"e ne zaman geçilebileceği sorulur. O da büyük bir uzgörüyle;

 "-Çok partili sistemi biz öteden beri istiyoruz. Bu sisteme en erken 20 yıl sonra geçebiliriz." demişti.

        Çok partili sisteme biz 1946 yılında geçtik. Daha önceki iki denemenin verdiği dersle siyasetçiler, Atatürk'ün öğretisini de dikkate alarak "din-siyaset" ikilisini hiç yan yana getirmek istemediler. Buna özen göstermeye çalıştılar.

         Ne var ki, DP'nin 14 Mayıs 1950 Genel Seçimi'ndeki propagandası dine dayalı söylemler olunca Türkiye'de siyaset laiklik alanından çıkar bir durum kazandı.

        1960, 1970, 1980, 1990, 2000 ve sonrası seçimlerinde dini motif ve söylemler dile getirilince siyaseten de cemaatler rol almaya başladı bu sahnede...

        Laikliği dinsizlik olarak algılayıp bu gözle bakanlar, sonunda Türkiye'yi yönetmek adına tarikatlara/cemaatlere sarılıp seçim sandığına koştular.

        İşte bugünkü Türkiye'nin manzarası...

        Kimse bir başkasının ela gözüne aşık değil.

        Fetullah Gülen'in bundan 20-30 yıl önce camilerde salya/sümük, gözyaşı döküşünün üzerinden atlayan siyasetçiler vardı bu ülkede...

        Yere, göğe sığdıramayan da...

        Şükür, çok şükür...

        İyi ki varsın Aziz milletim...

Toplum olarak demokrasi deneyimi olmadan -Aziz Atatürk'ün öngörüsüne göre 20 yıl önceden-  1946'da girdiğimiz bu alanda; hala cebelleşme, kavgalaşma, husumet/kin/nifak, komplo ile demokrasiye kavuşmak isteyen bir konumdaydık düne değin.

        Şimdi, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasını başta ülkeyi yöneten siyaset erbabı kişiler -gerçekçi demokrat tavırlarını takınıp- Türk demokrasisini restore etmek adına siyasete bulaşan yaban sarmaşıklarını temizlemek durumunda olduklarını biliyorlar mı acaba?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.