Meclis Başkanı seçildi. Başkanlık Divan’ı oluştuktan sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan hükümeti kurma görevini Başbakan Davutoğlu’na verecek ve koalisyon çalışmaları resmen başlayacak.

Davutoğlu Meclis’te bulunan her partinin kapısını çalıp koalisyon konusunda görüş alışverişinde bulunacak. Ama kendisinin de ifade ettiği üzere olası iki seçenek mevcut. Ya AK Parti - CHP koalisyonu ya da AK Parti - MHP koalisyonu...

Daha önceki bir yazımda AK Parti - CHP koalisyonunun siyasal ve sosyolojik açıdan çok rantabl olmadığını ve bu seçeneğin AK Parti’nin temsil ettiği tarihsel çizgide kırılmalar meydana getireceğini savunmuştum. Bu konudaki kanaatimi aynen muhafaza ediyorum.

Devlet Bahçeli’nin 7 Haziran akşamından beri uzlaşı ve çözüm adına ortaya yapıcı bir irade koymadığı doğrudur. Hatta çözümsüzlük adına sergilediği ‘net’ duruş erken seçim ihtimalini kuvvetlendirmiştir. Bu da doğrudur.

Fakat ben son virajda yaşananları ve Bahçeli’nin son grup toplantısında sarf ettiği şu sözleri, bugüne kadar AK Parti’ye sonuna kadar kapattığı kapıların aralanması şeklinde yorumladım.

“Elbette Türkiye hükümetsiz kalmamalıdır ve de kalmayacaktır. Kötümser olmaya, karamsarlık aşılamaya hiç kimse tevessül etmemelidir.”

“Milliyetçi Hareket Partisi siyasi mücadelesini ‘Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben’ anlayışına uygun olarak tam bir inanç ve iddiayla yürütmeye kararlıdır.”

“Eğer ki, tüm alternatifler tüketilir ve siyasi istikrarsızlık baş gösterirse, Türkiye’yi Allah’ın izniyle namerde muhtaç etmeyiz, sorumluluktan kaçmayız.”

Bahçeli, koalisyon konusunda ilk kez bu kadar ılımlı ve olumlu konuştu.

Öte yandan...

Ulusal güvenliğimizi doğrudan ilgilendiren Suriye meselesine de milli bir perspektiften yaklaştı ve şu sözleri sarf etti:

«Sınırlarımızın hemen dibinde vahşi ve kanlı bir çekişme yaşanmaktadır. Kürdistan’ın kurulması konusunda yoğun bir rekabet ve mücadele sahnelenmektedir. Milli bekamız için alarm zilleri çalmaktadır. Türkiye tüm milli güç unsurlarıyla harekete geçmeli, hiçbir devletten izin beklememeli, uluslararası hukuktan doğan meşru haklarıyla vatanını ve milletini savunmalıdır. Türkiye’nin güvenliği partiler üstü bir konu olup günlük siyasetin önündedir.”

Bahçeli’nin Türkiye’nin güvenliğini önceleyen bu tavrı, çözüm ve uzlaşı noktasında umut veren bir başka nokta oldu.

Ve son olarak Meclis Başkanlığı seçimi...

Bahçeli burada ilkesel bir duruş sergiledi. HDP’nin doğrudan ya da dolaylı olarak içinde bulunduğu her türlü plan ve stratejinin içerisinde olmama konusunda ne kadar kararlı olduğunu kanıtladı. Ve nihayetinde ‘yüzde 60’lık blok’ iddiasını resmen boşa çıkardı.

Evet. Tüm bu gelişmeler ışığında ben, AK Parti - MHP koalisyonunu AK Parti - CHP koalisyonuna nazaran hâlen daha yakın bir ihtimal olarak görüyorum.

Bahçeli, son virajda ortaya koyduğu bu tavrı uzlaşı anlayışıyla yoğurmalı ve samimiyetle sürdürmelidir.

“Türk Milleti bize ana muhalefet görevi verdi” tezinden bir an önce vazgeçmelidir.

Ulusal güvenlik meselelerinin böylesine ön planda olduğu hassas ve kritik bir dönemde tavrını çözümsüzlükten değil çözümden yana kullanmalıdır.

İncitici ve kutuplaştırıcı dilden vazgeçmeli. Yapıcı olmalı. Olmazların yanında olurları ortaya koymalı. Süreci üstenci bir yaklaşımla okumamalı. 7 Haziran’da çıkan sonucun erken seçim değil koalisyon olduğunu idrak etmeli.

Bahçeli, omuzlarında gereğini yerine getirmekle mükellef olduğu tarihi bir sorumluluk taşımaktadır.

Bu sorumluluğun gereğinin yerine getirilip getirilemeyeceği MHP’nin geleceğini yakından ilgilendiren ciddi bir sınavdır...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.