Bir topluluğun ya da kişisel olarak bir insanın geçmişle olan bağını koparmanın anlamı üzerinde düşündünüz mü hiç? Kişiye ailesinden, geçmişinden sorarsanız bir şeyler anlatır. Ama ortaya “kişisel tarih” adına somut bir olgu/olay konulamaz bilgi yetersizliğinden. “Kulak dolması” söylene gelen ifadeler, bilgiler tekrarlanır.

Oysa öyle mi olmalı?

Okuyan/yazan toplum bireylerinin her birinin yerleşik “günlük tutma” alışkanlığı olsa tarihle, özellikle “aile tarihi”yle ilgili bilgimiz böyle sığ mı olur?

***

Yaşayıp gidiyoruz... Kimi zaman kendimize olan sorumluluklarımızı göz ardı ediyor, umursamıyoruz bile...

Bu dünyadan kopunca da; sizi anımsatacak, ne bir notunuz/ günlüğünüz, ne de bir eseriniz kalıyor ortada...

Hazan mevsiminde sararmış bir eylül yaprağı örneğindeki gibi toprağa düşüyorsunuz.

Gerisi?..

Gerisi, uçup gitmiş bir yaşam...

*** 

İtiraf edelim ki, Osmanlı’nın son döneminde ünlü-ünsüz kişilerin “günlük tutma” alışkanlığı/ sorumluluğu günümüz insanından çok daha fazla idi. Şimdilerde o günlüklere bakıp dün ile bugünün değerlendirmesini yapabiliyor; mazi olan kimi olayların derinliğine inilip, yeni-yeni bilgiler edinebiliyoruz.

Peki, bugün?

Günümüz gençliğinin “günlük tutma” gibi bir hevesi/heyecanı yok görünüyor, maalesef...

Gün boyu her dakika telefon üzerinden mesajlaşmalar...

Tabletler üzerinden yazışmalar, görüntülü konuşmalar...

Sonuç: Dijital bir yaşam...

Yarına kalmayacak mutluluk kırıntıları...

Sanıyor musunuz ki, eskinin o hiç bitmesi/tükenmesi istemeyen uzuuun mutlulukları yeniden gelip biz/leri bulacak bu dijital ortamda?

Nerdeee?

***

Zamanı değiştirip dijitalleştiren bizler; günlük koşuşturmaları, mutlulukları bir telefon konuşmasına indirgediğimizin farkında bile değiliz çoğu zaman. Bu yaşam koşuşturmasında, dahası yaşam boğuşmasında birebir görüşmeler yapmak eskinin yaprakları sararmış “günlük”lerinde kaldı.

Ama ne olursa olsun, sararmış da, kıyısı-köşesi örselenmiş de olsa; kişiyi yaşatan bir dip not olması açısından “günlük”lerdir kişiyi baki yapan.

***

“Dijital yaşam”ın renkli güzelliğine aldanıp an-an kaybolan “zaman dilimleri”ni unutmaktır kişinin kendine ihaneti...

Dikkatinizi çekti mi bilemiyorum. Son dönemde kimilerimiz hep unutkanlıklarından yakınır oldular. Nedeni de; her günün soluksuz koşuşturmalarında çoğu kişinin kendine zaman ayıramaması ve her gün kendine dönüp “-Bugün ben ne yaptım?” deyip, yaşamına “kalıcılık” sağlayacak günlük notlarını bir kenara yazmamasının sonucu bu..

Ama yaşamı önemsemek... Yaşama sarılmak gerek...

Siz, yaşamınızın zaman dilimlerini unutursanız, zaman aynasında silüetinizi/görüntünüzü göremez/bulamazsınız elbette... Zaman da sizi unutur. Sonra da; unutkan belleğinizin “yitikler ormanı”nda pusulasını yitirmiş kişiliğinizle kaybolup gidersiniz yaşadığınız dünyadan...

*** 

Siz siz olun, “günlük” yazarak çocuklarınıza/torunlarınıza/ arkadaşlarınıza anılarınızı armağan bırakıp “kalıcılık” sağlayınız kendinize...

Gerisi yalan...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com