Yalanı kendileri için bir hüner noktasına taşıyanların sorumluluk noktası nerede başlar ya da biter diye düşündünüz mü hiç? Diyeceksiniz ki, yalancının ne sorumluluğu olabilir ki... Olmaz olur mu? Asıl böyleleri, kendilerinin yalancı rolüne düşmemesi için yalan üzerine yalan üretip dikkat dağıtma gibi bir başka hünerlerini pazarlarlar mı, bu onlar için çok önemlidir.

“Dikiş tutturmak” deyimi de böyle bir şey...

Yani, yalanı yalanla takviye edip açık vermemek... Kimi konularda, örneğin ticaret alanında başarılı olmayanlar için de “dikiş tutturamadı” denilse de, yalanın ya da yalancının dikiş tutturamaması çok ender görülen bir olay...

Yalancının iflas etmesi yaşanmış bir olay değil. Çünkü yalan hastalığına yakalanan kişinin tedavisi mümkün değil de ondan...

Kimin söylediğini şimdi anımsayamıyorum, Batılı düşünürlerden birisi “Ne kadar büyük yalan söylerseniz, o kadar inandırıcı olursunuz” demişti de bunu önemseyen kimileri bu söyleme sarılmayı kendileri için başarı kapısı gördüler hep.

Hepimizin bildiği “Yalancı çoban” öyküsü de öyle...

Hani şu kendisine teslim edilen koyunları kurda kaptıran çoban vardı. O öykü işte...

***

Yalancı üzerine söylenmiş çok söz var edebiyat dünyamızda... Her birinden çıkarılacak pek çok ders var hepimiz için...

Bir de “Denize düşen yılana sarılır” derlerse de, kimileri için “Denize düşen yalana sarılır” bence daha doğrusu...

Özellikle siyaset geleneğimizde -çünkü demokrasi öğretisi görmedik- en geçerli tutarlılıkta bile kimileri gerçeğin yalınlığını, sadeliğini bir yana bırakıp onu yaldızlı/yıldızlı yalanlarla cilalamayı hüner biliyorlar kendilerine.

Hani dedik ya, “Ne kadar büyük yalan konuşursanız o kadar inandırıcı olursunuz” örneğini en çok siyaset dünyamızda yaşıyoruz ne yazık ki?

***

Fi tarihi... Adam oğlunu evlendirmiş... Yeni gelin eve gelmiş... Gelmiş ama nereye eli uzansa, neyi görse beğenmiyor. Gelin kendisini de beğendirmek istiyor ama ne yapacak? Düşünmüş, taşınmış evin bakır olan kap kaçağını değiştirmiş...

Dededen kalan müzelik kazan takımını kaldırıp atmış...

Yatak, koltuk, kanepe takımını yenilemiş...

Evin düzenini bozuk görüp değiştirmeye başlamış.

Sıra atılacak eşyalara gelince evin dedesi, “-Kızııım, yapma o bana babamdan yadigar... Atma!..” diye tembihlemiş...

Ama ne olmuş biliyor musunuz? Yeni gelin, illa da atacağım diye tutturunca o saate değin susan kaynana, “Geliiiin! Gelin!..” demiş susmuş.

Yeni gelin o an, “Ne kadar büyük yalan söylerseniz, o kadar inandırıcı olursunuz” sözünü anımsamış... Ne söylemiş biliyor musunuz?

“-Tamam... Tamam. Atmıyorum ama onları dedemiz kumardan kazanmıştı ya...”

***

“Yalanını yiyeyim senin” derler ya, bu da ona örnek... Anlaşıldı sanırım.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com