Yaşam, bilinmeyenler ummanında/ okyanusunda kulaç atmaya benziyor. Bebekken gözlerinizi açtığınız andan itibaren algı gücünüz, beyinsel teybiniz başlıyor çalışmaya… Acıkınca ağlayıp mama istemeyi bir gizli yerden size öğretiyorlar. Ateşin yakıcı, soğuğun üşütücü olduğunu da… Daha neler, neler…

Yaşam bir öğrenim süreci… Bebekken, çocukken, gençken, olgunken… Yaşlılığın bile öğretici yanı var elbet bilenler için. En azından insanlık adına yenilikleri izlemek/öğrenmek gibi… Öğreniyor ve ders çıkarıyoruz kendimize… Güneş görmüş bir dal ucu meyvesi gibi bilimin aydınlığında olgunlaşan bir kimlikle toplumsal yaşama ayak uydurmaya çalışıyoruz habire… Başka yolu da yok zaten… Eğer saygın bir kimlik olarak anılmak istiyorsak tabii ki…

Günlük yaşamınız sonrasında hiç kendinizle hesaplaşıyor musunuz? Bugün neler yaptım, diye… Ya da günlük tutuyor, objektif değerlendirmelerle yaşadığınız günleri, ayları, yılları bir ders çıkarırlar diye torunlarınıza almanaklar/ajandalar şeklinde armağan bırakmayı düşünüyor musunuz?

Bunu yapabilmek, yapabilmiş olmak ne büyük gönül rahatlığıdır bir bilebilsek… Konkav, tümsek bir yanı olmayan bir yaşam… Dümdüz bir ayna ve ondan sayfalara aktarılmış anılar buket-buket… Al oku… Öğren… Ve en önemlisi yarın için kendine ders çıkar.

Bilemiyorum, ama sanıyorum günlük tutanlarımız çok az… Belki de hiç gibi… Bana öyle geliyor ki, kimilerimiz kendilerinden, gerçek kimliklerinden korktukları için olacak “günlük yazmayı/tutmayı” sevmiyorlar. Ya da -kendi kendine de olsa- kendinle hesaplaşmayı sevmiyor. Bu nereden kaynaklanıyor düşünmek gerek…

Toplumsal yaşamın akışına ayak uydurmada kimi zaman gerçek kimliklerin arka planlara atılıp saklanması ve sonra da “şirinlik muskası” takıp piyasa yapmaktadır ayıp ve de yanlışlık… Böyleleri mi “günlük tutacak/yazacak?” Haşaa… Şeytan doğruya tanıklık/şahitlik yapar mı? Kutsal kitabımız Kuranı Kerim de doğruyu bilip söylemeyeni, tanıklık yapmayanı/yapmayanları “Dilsiz şeytan/lar” olarak tanımlıyor.

Ne denli öğretici ve de doğruyu, doğru olmayı yüceltici bir öğreti değil mi? Ama gel gör ki, yaşamın kişisel çıkar girdaplarına kapılan niceleri “doğru”nun yanında olup güzeli, erdemi yakalamayı, “Hakk Yolu”nda olmayı, bu yoldan ayrılmamayı şeytani hevesleri nedeniyle terk ediyorlar. Yarın ellerine tutuşturulacak kirli bir serencamı/yaşam öyküsünü şeytan onlara unutturuyor, onlar da kendi kendilerinin farkına varamıyor bu andan sonra…

Sorum şu: Böyleleri “günlük” tutabilir mi, yazabilir mi? Tutamaz, yazamaz… Çünkü kendilerinden olan korkuları bunu kendilerine yaptırmaz.

Yüce Allah katında ibadetin erdemli olanı makbul olan… Kendisi ile barışık olmayan, iç dünyası farklı, yaşamı daha farklı olup insanları aldatma peşinde koşanlar bilsinler ki kendilerini kandırıyorlar.

Yüce Allah, -Haşa- aldatılamaz ki…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com