Bir bayram gününü daha yaşar olmanın mutluğu içindeyiz. Kutsal Ramazan Bayramınızı en içten dileklerimle kutluyorum.

Karamsarlıktan/olumsuzluklardan kurtuluşta, -özellikle- dini bayramların rolü/etkisi yadsınamaz. Elbette ki, böyle bir ruh halinin oluşmasında din olgusunun, dini inancın büyük payı var. Din; güzel umut, güzel düşüncedir, zaten. Bu arada heyecanların doruk yaptığı ulusal bayram günlerinin "birlik/beraberlik" adına ortaya koyduğu manzara da unutulamaz tabii ki...

Dini bayramların insan benliğine getirdiği mistik hava ve insan ruhunda açtığı bin bir renk ve kokudaki çiçek bahçesinin zenginliği sık-sık yaşansın/sürsün istenir. O nedenle de "dini bayramlar" hep özlenir. Çünkü bizim iki dini; Ramazan ve Kurban Bayramımız var. Çok değil... Dini bayramlar bu bakımdan daha farklı yaşanır. Yerleşik kurallar, ananeler gereği ziyaretler yapılır, toplumsal bir büyük buluşma/barış yaşanır tüm ülkede... Bu "dini bayramlar"ımızın yerleşik bir havası/ görüntüsü... Ancaak... Bir de "Ulusal Bayramlarımız"da yaşanan/ yaşatılan -eskiye göre- önemsenmeme durumu var ortada... Eski coşkulu katılımlar yok.. Heyecan hiç... Sıradan bir gün havasında kutlamalar yapılıyor yıllar yılı... Ya da "iş olsun" havaları... Nerede, o eskinin bir gün öncesinden başlayan ulusal heyecan? Esnaf kendi olanak ve gayreti ile sokak ve caddelere taklar kurar, süslemeler yapar, bayrağımızı heyecanla dükkanına asardı. Sokaklar/ caddeler bayrağımızla süslenirdi. Bir büyük horon halkasında insanlar buluşurdu. Davullar, zurnalar, kemençeler çalınırdı. Şimdi? Daha beş gün önce "Kabotaj Bayramı"mız vardı, kutlandı mı? Kısaca derdimi söyleyeyim: sistematik bir şekilde ulusal kimliğimiz/birliğimiz üzerinde oynanıyor. Çocuklarımıza övünçle "Türk'üm!.." söyletememek ne demek? Ulusal heyecanımız/bayramlarımız işte böyle bir anlayışla yarınlara taşınıyor hesapta...

Peki, gelelim dini bayramlarımıza... Dini bayramlarımızı da artık önemsemeyen bir tavrımız var nedense... Üç-dört gün tatili olmasa ya... Gelecek için pek umut verici değil bugünkü görüntü... Gelenekler unutuluyor. Örneğin, dün arife günü idi. Arife günü ikindi vakti bayramın başladığı top atışlarıyla duyurulurdu. Peki, hani, nerede bu gelenek? Ramazan Bayramını "şeker bayramı"na dönüştürüp çocuklarımızı kapı kapı dolaştırıp şeker toplamak mı bayram oluyor? Oysa eskiden aileler arası karşılıklı bayramlaşmalara çocuklarla gidilir, hediyeler götürülür, çocuklara armağanlar verilirdi. Şimdi çocuklar sokağa salınıyor, "var, ne yaparsan yap" anlayışıyla... Sonra da çocuk eve gelmeyince/kaçırılınca gözyaşını sel yapıp ağlamalar...

Bir başka husus; -Yüce Rabbim kabul buyursun- camileri namaz kılmak için doldurduktaşırdık. Güzel de... "Kul hakkı ile huzuruma gelmeyin..." emrini veren Yüce Rabbin/Allah'ın huzurunda göz göre-göre kul hakkı yemiş, böyle bir günahı işlemiş insanlar gördüm camilerimizde... "Huzura çıkma"yı, Yüce Rabb önüne çıkmayı öbür dünyaya tehir edenler, öbür dünya için düşünenler yanılıyor/aldanıyorlar. Asıl; Yüce Rabb önüne/huzuruna, kılınan beş vakit namazda "kul hakkı" olmadan çıkmaktır önemli olan... İlahiyatçı değilim ama -bana göre- her mümin kardeşimiz böyle düşünmeli... Çünkü Yüce Rabb, kullarının tertemiz huzuruna gelmesini bekliyor/istiyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com