Babası maunacı (Mauna: ahşap teknelerde veya gemilerde kullanılan bir tür direk) Osman Efendi, yeni doğan oğlunu nüfus müdürlüğüne kaydettirmek için sevinçle kuruma gider. Memurun karşısına çıkar ve “Bir oğlum oldu. Nüfusa kaydettireceğim” der. Memur kafasını kaldırmadan, “İyi, gözün aydın… Adını ne koyacaksın?” diye sorar.

Maunacı Osman, kafasında tasarladığı ismi söyler: “Hacı, Hacı olacak ismi… Yani Hacı ismi…” Memur biraz diklenir gibi olur, kafasını kaldırır, kaşlarını da: “Yahu beyim, minik kadar çocuğun adını niye Hacı koyacaksın ki? Bunun büyüyüp hacca gideceği ne malum? Gel bunun adını değiştirelim. Ahmet’in, Mehmet’in, Ali’nin suyu mu çıktı?”

Osman Efendi sinirlenmeye başlar… Zaten aksi bir adamdır, hatta mahallede kendisine “Deli” bile dendiği olmuştur! Önce yumuşak başlar: “Memur efendi, sağ ol ama ben bu çocuğun adını Hacı koyacağım!” der dişlerini sıkarak. Der de, gel bunu memura anlat! Memur da dik kafalıdır hani: “Yok, yok gel bunu Ali yapalım” diye diretir. Bu defa Maunacı Osman’ın kafasının tası atar, nüfus memurluğunu gür sesi ile ayağa kaldırır: “Ulan sana mı soracağım? Yeter be… Çocuğu Hacı ismi ile kaydet… Hemen…” diye gürler.

“HACI İSMİ!”
Çaresiz memur, Osman Efendi’nin dediğini yapar. Maunacı Osman kaydı alır, doğruca evinin yolunu tutar. Yolda eşe dosta selam verir neşe ile… Öyle ya, erkek bir çocuğu olmuş ve nüfusa da kaydettirmiştir! Sevinçle nüfus defterini önüne gelene de gösterir! (Eskiden nüfus kayıtları gerçekten defter gibi idi) Harf devrimi henüz 2 sene önce olmuş, çoğu kişi yazıyı anlamaz ama “Hayırlı olsun, gözün aydın” der…

Tam mahalleye gelmiştir ki, hareketlilik yeni muallimlerden birinin dikkatini çeker. Muallim “ Osman Efendi, gözün aydın… Allah analı babalı büyütsün” der ve de işin esasını çözmeye çalışır. Bizimki, “Sağ ol Muallim Bey… Oğlanı da biraz önce nüfusa kaydettirdim. Aha da nüfus defteri…” cevabını verir. Muallim defteri alır ve sayfaları çevirirken, “Osman Efendi sen çocuğun adını ne koydun?” diye şaşkınlıkla sorar: “Hacı” cevabını alınca da, “Ama burada başka bir isim var” der.

Meğer nüfus memuru o hengamede kayda “Hacı”nın yanında bir de “İsmi” eklemez mi? Yani Osman Efendi’nin çocuğunun adı nüfusa “Hacı İsmi” olarak kaydedilmiştir! Başından aşağı kaynar sular dökülür! Eve gitmekten vazgeçer. Tekrar nüfus müdürlüğüne döner. Sinirli bir şekilde durumu anlatır. Memur kös dinler! Kim bilir belki de bilerek bunu yapmıştır! “Bunu biz değiştiremeyiz. Mahkemeye başvurman gerekir” gibi bir şeyler söyler. Osman Efendi de nüfus memurluğunu birbirine katar ama yapacak bir şey yoktur. Ve böylece oğlunun resmi adı “Osman oğlu Hacı İsmi” olarak kayda geçmiş olur!

Bu hikayeyi bana rahmetli “Hacı İsmi” yani İsmet Özergin bizzat anlatmıştı. Hikayenin fazlası vardır, eksiği vardır bilemem ama aşağı yukarı bu mihverdedir! Ki çokları da bunu teyit etmiştir. Hacı İsmi Özergin, büyümüş, işin idrakine varmış ama “Vardır bir hikmeti diyerek…” ismini değiştirmemiş ve ölünceye kadar da “İsmet” denmesine rağmen resmi evraklarda adı hep “Hacı İsmi” olarak geçmiştir!

Rahmetli İsmet ağabeyi tanıdığım zaman “Hacı İsmi”nden hiç haberim yoktu! Onu spor camiasından tanıyordum. Ayrıca o zamanlar çalıştığım Anadolu Ajansı binasının başka bir katında bulunan Trabzonspor Lokali’ni de Ömer Lütfi Cinemre ile birlikte işletiyordu. Bina belediyenindi ve TRT de aynı yerde idi. Yani komşu idik! Ayrıca rahmetli kayınpederim dozer operatörü Hasan Sağlam’ın da has bir arkadaşı idi…

“DELİ” İSMET
Çokları “Deli” diye bağırırlardı ona… Ben ise ona “Deli İsmet ağabeyim” derdim hep… Şakacı, şamatacı, yumuşak kalpli ama lafını esirgemeyen bir yapısı vardı. Kafasının tası attığı zaman en son söylenecek sözü ilk başta söylerdi. Kim bilir, bunu belki de babasından gen olarak almıştı! “Ağabey, sana niye deli diyorlar?” diye sorduğumda, “İhsan Bey, bilmiyor musun, bu ülkede doğruyu söyleyenin adı hep delidir” derdi.

Hacı İsmi Özergin, yani “Deli İsmet”, İdmanocağı’nda ve Yolspor’da futbol oynamış… Gençliğinde Ömer Lütfi Cinemre, “Hantal” İbrahim Küçüktepe, “Leyla” Faruk Poyraz, Edip Kutay gibi dostları ile gününü gün eden biriydi. Sinema hastası imiş… Film kaçırmazmış… Öyle anlatırdı… Sonraları sanırım Yolspor’a transfer olduğu için Karayolları’na girmiş ve oradan emekli olmuştu. Emekli olduktan sonra da boş durmamış kah İdmanocağı, kah Trabzonspor lokallerini işletmişti.

KİM ÇÜ…… VALİYİ?
1986 ile 1991 yılları arasında Trabzon Valiliği yapan Enver Hızlan’la bir hikayesi vardır ki, bizzat şahit olduğum bu olay unutulmaz nitelikte gerçek Karadeniz fıkrası gibidir. Ve aynen de yaşanmıştır:

Dönemin Belediye Başkanı Orhan Karakullukçu, kente yeni atanan Vali Enver Hızlan’la birlikte Trabzon Gazeteciler Cemiyeti’ni ziyaret etmektedir. Cemiyet, Anadolu Ajansı, TRT binası, Trabzonspor ve İdmanocağı lokalleri hep aynı binadadırlar. Yani Aşıklar Parkı’nın karşısında… Şimdi yerinde yeller esiyor!

Misafirleri, Gazeteciler Cemiyeti Başkanı rahmetli Ziyad Nemli karşılar. Hoşbeş devam ederken Nemli, o zaman hem gazetecilik yapan, hem de cemiyet lokalini işleten Nedim Mollaveisoğlu’na seslenir: “Nedim, misafirlere çay ikram edelim.” Gelen heyet beklenenden kalabalık olduğu için demlenen çay yetecek gibi değildir. Nedim, bir koşum Trabzonspor Lokali’ne atlar ve durumu İsmet ağabeye aktarır. Biraz sonra İsmet ağabey iki elinde çay tepsileri ile Gazeteciler Cemiyeti’nin salonuna girer. Tam o esnada kıyamet kopar! Meğer İsmet ağabey, Karayolları’nda çalışırken, Orhan Karakullukçu da onun şefidir. Karakullukçu, İsmet ağabeyi görünce: “Vay benim Deli İsmet ağabeyim de buradaymış” diye çığlığı basar! Sonra da İsmet Özergin’i valiye bir güzel takdim eder. Kulağına da bir şeyler fısıldar! Nemli’nin de gazı ile İsmet ağabeyi aramıza alırız ve sohbet koyulaşır. Ama bir sorun vardır. İsmet ağabeyin dili biraz sivridir!!! Valiyi falan takmaz, ağzına geleni söyler, anlatır!!! Gerçi kimsenin de umurunda değildir ya… Gırgır, şamata derken İsmet ağabey: “Hayli zaman oldu. Gidip benim lokaldekilere bakayım, şimdi beni arayıp söylenmeye başlarlar” diyerek kalkar.

O ana kadar pek müdahil olmayan ama belli ki sohbetten hoşlanan Vali Enver Hızlan, “İsmet Bey, biraz daha oturun... Ne güzel sohbet ediyoruz. Sizi dinlemek büyük zevk” der. Ama İsmet ağabey kurtlanmıştır: “Yok, yok gideyim. Boş çay bardaklarını da alayım! Bizim oradakilerin zırıltılarını dinleyemem!” diyerek kapıya yönelir ki, Vali Enver Hızlan, “Yahu İsmet Bey, oturun lütfen! Dersiniz ki Vali Bey beni bırakmadı.”

Ama İsmet ağabey iyice darlanmıştır ve tam kapıdan çıkarken yarım ağızla, “Yahu ne valisi be… İçerde kim çü……. valiyi?” der demez kaybolur! O beyefendi, devlet umuru görmüş, gerçek bir vali olan Enver Hızlan, “İsmet Bey, Allah aşkına tamamlayın… Lafınızı tamamlayın da öyle gidin!!!” diye arkadan bağırır… Ve Trabzon Gazeteciler Cemiyeti Lokali’ndeki yaklaşık 25 kişinin gözlerinden yaş gelinceye kadar kahkahalarla gülünür!!! Öyle ki, Enver Hızlan, ayrılırken hem Karakullukçu, hem de Nemli’ye, “İsmet Bey’le bir kere daha sohbet etmek isterim doğrusu” der…

İsmet ağabeyin ara sıra böyle “kıble kaçıklıkları” olurdu ama Enver Hızlan gibi bir valinin bunu böylesine olgunlukla karşılaması harika bir sunumdu doğrusu… İsmet ağabeye rahmet, hayatta olan Enver Hızlan’a sağlıklar diliyorum.

İsmet ağabey ya da “Deli İsmet” veya Hacı İsmi Özergin; doğru, düzgün, yalana gelmeyen bir insandı… Doğruları söylediği için “deli” lakabını almıştı. O bundan gurur duyardı.

Onun ve Ömer Lütfi Cinemre’nin artık efsane olan (Başkalarından onlara atfedilmiş de olabilir) çift vuruş hikayesi en az ikisi kadar meşhurdur!

1950’li yıllar… Futbolda çift vuruş kuralı yeni konulmuş. Tabii tüm oyuncuların haberi yok! Hele amatörlerin nereden haberleri olacak! Cinemre ile İsmet ağabey aynı takımda oynuyorlar. Maçın başları ve hakem bir ihlal için düdük çalıyor ve “Çift vuruş!” diye de sesleniyor! İsmet ağabey topun başına geliyor ve “Açılın, ikisini de ben atacağım!” diyor. Ömer Lütfi Cimemre sokulup, “İsmet, ilkini ben atayım, ikincini sen atarsın!” diyor ve atış kullanılıyor. Anlatılır ki, İsmet ağabey ikinci atışı yapmak için hayli beklemiştir!

“Deli İsmet” ya da Hacı İsmi Özergin; Trabzon’un güzel renklerinden biri idi! Belki futbolcu olarak çok öne çıkmamıştı ama insan olarak iz bırakarak aramızdan ayrılıp gitmiştir. Geride bıraktığı tüm sevenlerine selam olsun…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.