Tartışmaya açık her konuda tarafların buluşma/anlaşma/uzlaşma noktası olan “doğru”yu bulup gün yüzüne çıkarmak her zaman kolay iş değil. Bir kere anlaşmak/uzlaşmak için kültürel anlamdaki frekans ayarlarının, algılama değerlerinin birlikteliği oluşmalı öncelikle... Sonra da anlaşmazlık konusunda tarafların başka görüşlere açık olma gibi demokrat bir kimliği var olmalı...

Dikkatinizi çekmiştir mutlaka, nerede bir anlaşmazlık, hizip varsa uzlaşmazlığın kaynağında kültürel noksanlığın sırıttığı görülür/yaşanır. Toplumsal her olayın derinliğini oluşturan insan ilişkilerinin sağlıklı işlerliği; eğitimin ülke gerçekleriyle bağdaşır/bütünleşir ve de çağdaş anlamda yorumlanmış olmasıyla çok yakından ilişkili olduğunu bilmeyen yok sanırım aramızda...

***

Ülkemizde siyaset alanındaki anlaşmazlıkların derinliklerinde ise kültürelden çok “siyasal çıkar hesapları” yattığı gerçeği var ortada maalesef... Öyle değilse, bu denli -kişisel anlamda- birbirini aşağılamayı nasıl yorumlamak gerek?..

Ülke çıkarları...

Toplumsal çıkarlar...

Günün koşulları...

Ve dış etkenler...

Hepsi de “doğru...” Ama tarafların ortaya atıkları “kendi doğruları”nın geçerliliğine kim karar verecek? Bu kavramlar herkese göre mi? Peki, kim doğru?.. Doğru nerede?..

***

Toplumsal birlikteliğin koşulsuz kabul gördüğü “yurt/ülke savunması” gibi bir konuyu “yaşamsal” gören anlayış, tabii ki her kişinin gönlünde yatar... Tartışılmaz...

Ama siyasetin, kimi zaman içinden çıkılmaz labirentlerine balıklama dalınıldığında kutsal sayılan kimi duyguların bile örselediği/zedelendiği yaşanılıyor kimi toplumda...

Peki, o zaman “doğru” nerede?

Ya da kim doğruyu söylüyor?

İşin “püf” değil; zor noktası işte burası...

***

Zaman öyle af etmez değirmen ki, ne bulursa öğütüyor. Özellikle de siyasal geleneğin ahlak kurallarının korunamadığını görünce en acımasız şekilde bu değerleri öğütüyor, süpürüp atıyor. Siyasete soyunan genç kuşaklara da mihenk taşlığı, öğretmenlik yapacak örnek kişilikler kalmıyor ortada...

Çünkü, “doğru”nun ne olduğu konusunda ortak bir görüş/anlaşma oluşmuyor, bu nedenle... O zaman da inandırıcılık ucuzluyor, toplumsal değer taşıyan “kişilik”ler oluşmuyor böyle toplumlarda...

***

Toplumsal “doğru”ya mihenk taşı olabilecek kişilikler yetiştiren toplumlar yarınlar için şarkı söylerler. Diğerleri mi? Onların işi de kavga etmek olur...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com