İnsanı tanımak kadar zor bir iş/eylem/ hüner yok. Siz tanımayı bırakınız; görmeden, sizinle konuşmadan kişiliğiniz hakkında karar verenler de var bu toplumda ne yazık ki... Eskilerin deyimiyle “kulak dolması” bilgilerin egemen olduğu bir ortamda siz şimdi geliniz “sağduyu egemenliği” arayınız/bulunuz.

1953 yılından bu yana İstanbul, 1957’den beri de Trabzon basınının içindeyim.

Yazarak-çizerek bu günlere geldim. Çok şükür...

Tam 63 yıl oldu.

Gazetecilik zor bir meslektir diğerleri yanında...

Birincil koşul, ülkeni, insanını, işini seveceksin...

Yanında, cesurluk/yüreklilik ister basın mesleği...

Bilgi birikimi ister.

Ayrıca demokratlıkta örnek olacak, bu konuda örnek gösterilme heyecanını hiç eskitmeden, ak alınla yaşayacaksın.

Ha şimdi diyeceksiniz ki, bir sitem mi yapmak istiyorsun? Amacım zaten bu...

Toplumsal yaşamda öyle bir noktaya gelmişiz ki, aile içinde baba oğlu ya da kızıyla anlaşamıyor, ters düşüyor.

Eşler, karı-koca arasında da böylesi durumlar çok yaşanıyor son zamanlarda.

Bu birbirini anlayamama durumunun yarattığı toplumsal sıkıntılar TV ekranlarına, gazete sayfalarına yansıyor her gün...

Türkiye’de her gün bu açıdan dram sahneleniyor.

***

Bireysel anlamdaki anlaşmazlıkların büyüyerek toplumsal bir düzey kazandığını ne yazık ki yaşıyoruz son yıllarda.

Siyaset dünyasında yaşanan tutarsızlıklar ise; bu manzaranın tuzu-biberi oluyor.

Toplumsal barışı sabote eden bir anlayışın yarattığı tıkanıklık üzüntü kaynağımız nicedir hepimizin..

Oysa bu ülkenin ve insanının refahı/ mutluluğu konusunda yemin etmiş kişilerin ortak bir noktada, “asgari müşterekte” buluşamaması kadar toplumsal bir başka yara olabilir mi?

Ayni yarayı sadece partilerde değil, diğer sivil toplum örgütlerinde de yaşıyoruz.

Hem bile bile hata yaparak...

***

Gazetecilik yaşamımda olsun, özel yaşamımda olsun hep “yanlış anlaşılmak”tan korktum/çekindim.

Trabzon Gazeteciler Cemiyeti’nin olağanüstü genel kurulu sonrası istifa etmiş olmam nedeniyle, yine yanlış anlamalardan kaynaklanan sitemlere neden oldum. Sitem yönelten arkadaşlarıma istifa dilekçemi okuyupokumadıklarını sorduğumda, yazımın başlangıcındaki durumun odağında olduğumu anladılar.

Yani, “yargısız infaz” durumuyla karşı-karşıyayım anlayacağınız.

Kısaca belirtmek isterim, bu meslekte kişisel hiç bir hesaplaşma peşine düşmedim ve düşmek istemiyorum.

Ancak kurumsal anlamda görev alan kişilerin eleştiriye açık pozisyonda/durumda oluşları unutulur, eleştirilecek yerde aksine sahiplenilir bizim gibi toplumlarda.

Çünkü ortada bir hata ya da kabahat olan kürk vardır ve kürkü kimse “medeni cesareti” bulunmadığından üzerine almak istemez.

Böyle bir hatanın, kabahatin var olduğu ortamda çıkıp doğruları söylemek de erdem oldu ne yazık ki...

Ama ben “Dokuz köyden kovulmuş” hissetmiyorum kendimi...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.