Bir 23 Nisan’ı daha geride bıraktık.

Geçtiğimiz 10 yılda ülkemizde ciddi bir zihinsel dönüşümün yaşandı. Tabular yıkıldı. Konuşulamaz, sorgulanamaz olanlar konuşulur, sorgulanır hale geldi.

Toplumun bastırılmış, sindirilmiş kesimi kendini ifade edecek alan buldu. Fikri ve ilmi özgürlüğe kavuştu. İstediği gibi yaşar istediği gibi konuşur hale geldi.

Statükonun merkeze yanaştırmadığı, baskı ve şiddet yoluyla sistemin dışında tuttuğu muhafazakâr ve dindarlar bugün sistemin tam merkezinde sistemi idare edecek, yönlendirecek pozisyona sahipler.

Fikri olarak ise en azından o gün kendilerine konuşma ve özgürce yaşama hakkı vermeyen toplumun diğer kesimi kadar özgürler.

Bu dönüşüm teorik olarak müspet ve ülkenin gelişmesine her açıdan katkı sağlayan bir gelişmedir.

Fakat pratikte bu dönüşüm toplumsal kutuplaşmanın artmasına ve fikirsel yarılmanın derinleşmesine yol açtı.

Tarih de bu alanlardan biri…

Ben tarihi olayların ve kişilerin ilmi olarak tartışılması gerektiğini, tarihi doğruların ve yanlışların ortaya çıkarılmasından kimsenin rahatsız olmamasını, kimsenin hatadan ve eleştiriden münezzeh olmadığını savunan biriyim.

Atatürk ve dönemine de bu şekilde yaklaşıyorum.

Bilindiği üzere yıkılan statükonun sahipleri ve taraftarları için Atatürk ve icraatları tartışılamaz, eleştirilemez ve kutsal bir alan olarak görülüyordu. Bu alan statükonun en büyük tabularından biriydi.

Yaşanan dönüşüm ile bu tabu yıkıldı.

Yıkıldı da ne oldu?

Maalesef Atatürk’ü putlaştıranların yanına Atatürk’ü hainleştirenler eklendi…

Her milli bayramda bu iki güruhun yarattığı zararlı cenderenin içine çekilmiyor muyuz?

Geçtiğimiz 23 Nisan’da olduğu gibi mesela…

Atatürk ve icraatları üzerinden insanların birbirine hakaretler ettiği, küfürleştiği, hain ithamlarının havada uçuştuğu bir 23 Nisan…

Dinsiz-Yobaz cenderesine sıkıştırılmış bir tartışmayı sürdürmek toplumsal yarılmayı derinleştirmekten başka bir sonuç vermez.

Demokratik dönüşümü gerçekleştirenler bu fikri sıkışmışlığı fark etmeli ve bunun zararının farkına varmalı.

Resmi tarihçilerin öğrettiklerinin toplumsal zararı ile popülist tarihçilerin öğrettiklerinin zararının eşit derecede olduğu bilinmeli.

23 Nisan, çocuklara armağan edilmiş bir bayram. Ne var yani? İsteyen istediği gibi kutlasa, istemeyen işine baksa… Neden birinden biri hain olmak zorunda?

Tarihi kişiler neden ya iyi ya kötü olmak zorunda? Ya da tarihi dönemler neden ya siyah ya beyaz olmak zorunda?

Milli bayramları milli birlik ve bütünlüğümüzü pekiştirmeye vesile kılmak yerine ayrışmaya vesilesi kılmanın faydası nedir?

Ortak tarihi üzerinden bile ayrışabilen, düşmanlaşabilen bir toplum olabilir mi?

Yaşanan tüm olumlu gelişim ve dönüşümler maalesef toplumsal yarılmanın gölgesinde kalıyor.

Dün toplumsal eşitlik ve özgürlük için gerçekleştirilen dönüşüme bugün toplumsal yarılmanın bölünmeye yol açmaması ve birlik ve beraberliğin sağlanması adına ihtiyaç var…

İvedilikle, mutlaka…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
www.karadenizinsesi.com.tr