“Hayata verdikleri mâna bakımından, insanları dört tipe ayırmak mümkündür:

1) Keyif adamı,

2) Rahat adamı,

3) İş adamı,

4) İdeal (mefkûre adamı)

***

KEYİF ADAMI hayatın mânasını hayatın kendinde arar: Yaşamak için yaşar. Maddi ve mânevi zevklerin peşindedir. Mânevi zevkleri güzelliğe, iyiliğe, hakikate götürdükleri için değil, zevk için reddetmez. Keyif verici musikiyi, kaba heyecanlar veren mâcera edebiyatını, güldürücü ve dalak şişirici tiyatroyu tercih eder. İçki, curcuna saz, kaba espri, sohbet, fıkra ve hikâye anlatmak zevki, kumar, dedikodu, otomobil ve kotra

gezintileri ve ziyafetler hayatını doldurur. Keyif adamı (epiküryen) tipi, ölçüsünü kendisinde arayan insanın bu ölçü dışında herhangi bir yüksek değere inanmasına mâni olan antroposantrik (insanmerkezli) tabiatçı ve maddeci görüşün yaygın bir hâle gelmesinden doğmuştur.

***

RAHAT ADAMI tembel tipidir. Çok defa keyif adamı tipiyle karışır. Etliye sütlüye karışmamak ve hiçbir ideal için hiçbir mücadeleye katılmamak onun mizacıdır. Az kazanç ve bol rahat. “Azıcık aşım, ağrısız başım…”

***

İŞ ADAMI tipi yalnız başarı peşindedir. Bu hedef uğruna her türlü yüksek değeri fedâ eder. Kazanmak, kazanmak, daima kazanmak… Gayesi kazanmak olduğu için, kazandığını yemez, daha fazla kazanmaya sarfeder.

***

MEFKÛRE (ideal) ADAMI tipi, bütün güzellikleri, iyilikleri ve hakikatleri içine alan yüce bir hayır için yaşar. Sosyal hayatın canlı bir sergisi olan tarih, mefkure harikâlariyle doludur: Termopil’de üç yüz İspartalının yüz binlerce İranlıyı mağlûp etmesi bir ideal hârikasıdır. Jeanne D’Arc adındaki câhil çoban kızının İngilizleri Fransız vatanından kovması bir ideal hârikasıdır. Bağımsızlığını ve birliğini kaybeden Almanya, İtalya, Polonya, Çekoslovakya, Yugoslavya ideal sâyesinde yeniden doğmuşlardır. İstiklal Savaşımızda bütün silâhları elinden alınmış Türk milletinin canını ideale fedâ etmesi sayesinde Yunanlıları tarihini en büyük mağlubiyetine sürüklemesi mümkün olmuştur. İslâm ve Türk fatihleri ideal hârikalarının binlercesini yaratmışlardır.
 

Türk milletinin mefkûreci (idealist) bir millet olduğunun misâlleri pek çoktur. Fakat son devirlerde idealsiz bırakılan gençlik ve sosyete denilen gruplarda keyif ve rahat adamlarının gittikçe arttığı ve iş adamlarının da kısım kısım bir vurguncu tipine dönmeye başladığı göze çarpmaktadır. Devletin bu tehlikeye karşı canlı tedbirlerini bekleyenlerin sabırsızlıkları artıyor.”

***

Peyami Safa’yı anlatmama gerek yok diye düşünüyorum. Romanlar yazmış… Türk düşünce adamı ve yazar… Yukarıya aldığım yazısı 1 Ağustos 1957 tarihli Milliyet gazetesinde yayımlandı. Günümüzle bir değerlendirme yaparsınız diye alıntıladım.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.