“Tebdili mekanda ferahlık vardır” demiş Atalar... Şubat ayı benim açımdan hareketli/bereketli geçti... Ay içinde iki kez İstanbul seferi... Hem de günübirlik... Ardından Dortmund... Oradan İstanbul... Böylesi durumlarda yolculuk valizimi hazırlarken boş zamanlarımda okuyacağım dergileri alırım öncelikle bayiimden.. Kıyı, Varlık, Türk Edebiyatı, Yedi, İklim, Atlas Tarih... Beş günlük kültür/sanat nevalem olacaklar.

Dortmund koşuşturmalarında aklım hep İstanbul’da, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Tepebaşı’ndaki Karikatür ve Mizah Merkezi’nde 6 Şubat’ta açtığım sergimde... Ay sonunda kapanacak, eserlerin toplanması benim açımdan sorun... Kapanışta bulunamayacağım. Karikatürlerin kopyalarını çizer arkadaşlarım Raşit Yakalı ve Akdağ Saydut’a telefon açıp rica edeceğim ilgilenmeleri için... Aklım geride gidiyorum.

Yurt dışına kaç kez çıktım, unuttum gitti. Almanya’ya, birkaç kez Belçika’dan günübirlik gittim. Öyle, iş olsun, mekan görme/tanım anlamında... Frankfurt, Aahen’e, Köln, Düseldorf, Frankfurt...

Dortmund’u ilk kez görecek olmamın üzerimde yarattığı olumlu-olumsuz bir etki yok şimdilik. Trabzon’la “Kardeş Şehir” olmalarından ötürü bu yıl “Trabzon Etkinlikler”i Almanya’nın bu kentinde düzenlendi... Tabii ki, bu konuların “Başmimar”ı Bilgin Akgül...

Allah nazardan saklasın, el attığı her konuda başarı sağlıyor ve Trabzon kenti bundan fazlasıyla payını alıyor. Türkiye’miz de... Bu arada ifade etmeliyim ki, Sayın Akgül, fuarcılık konusunda ülkemizin en önde gelen bir değeri ayrıca... Bildiğim kadarıyla bin üç yüz-bin dört yüz kez başarılı fuar düzenlemelerinin hepsine imza atan bir kimliği var.

Dortmund büyük bir değişimi yaşıyor yıllardır. Önceki kimliği olan “sanayi”yi unutturmak anlamında demir/çelik alanından çekilmiş görünüyor. Geçiş süreci var kentte...
 

Kentleri kent yapan, onlara önem kazandıran elbette ki birincil öncelik insan unsuru kuşkusuz. İşte bu öncelik, kentleri şekillendirirken geleceği okuma hüneri ve ön sezilerini sağlıklı uygulama sorumluluğu omuzlara yük olur yöneticilere... Diyeceğim o ki; Batı’nın hangi kenti varsa, tarihten gelen fiziki yapısını hiç bozmadan bugün “asalet renkliliği” kazanmış bulunuyor. Kısacası dünü koruyup bugüne taşıyarak geçmiş için kalıcı bir mimari gelenek yaratma konusunda ısrarlı olmuşlar. Şimdi, geçmişle/mazi ile buluşmayı yaşayan birer sanat örneği olarak somut şekilde önünüze geliyor ziyaretlerde.

Bizde mi?
Bir dönem uzun süre İstanbul’a gidememiştim. Bu güzel tarih kenti, minareli silüetiyle belleğimde yer almıştı. Özlemim hiç detaya inmeden bu silüeti sabah ezanı vakti izlemek... Nice sonraları İstanbul’la buluşmamda sineme hançer yemiş gibi oldum. O üzüntü içindeyken bildiğimiz/düşlediğimiz o güzel silüeti çizdim ak kağıt üzerine... Büyüklü-küçüklü camii minarelerinin, cumbalı evlerinin ve kentin fiziki yapısından kaynaklanan sabah vakti oluşan harika bir silüet... Ama gerçek acı ve ürküntü vericiydi...

Güzelim İstanbul’un silüeti bıçaklanmış, kan akıyordu ha bire... Düşümde görmek istediğim, görüp ferahlamak istediğim İstanbul silüetine gökdelenler/plazalar birer kama gibi saplanmış, kent aşığı bizleri yaralamıştı. Acı dolu karikatürüm bu benim...

Batı insanının “kent dokusu”nu koruma ve tarih yaratma konusundaki anlayışını öğrenme zamanı çoktan geçmiş bulunuyor bizim açımızdan...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com