Her güzelin bir kusuru olur. Bu kusur ayıp düzeyine çıkarsa, işte o zaman üzerinde durulur. Giderilmesi için çareler aranır. Almanya’nın Dortmund şehrinde düzenlenen “Trabzon Etkinlikleri-Trabzon’u Dortmund’da Yaşa” fuar düzenlemesinde yaşanan ilginçlikler ve de güzellikler yanında kimi çirkinliklere de tanık olmanın üzüntüsünü yaşadım. Kim olsa üzülürdü.

Etkinliklerin yapıldığı fuar alanına giriş ücretli... Öyle, Ankara’daki gibi elini-kolunu sallaya sallaya giriş yok. Doğrusu da bu... Kimi fuar düzenlemeleri, gelirlerini bu yoldan sağlıyor günümüzde...

Dortmund-Trabzon “kardeş şehir” etkinliği Türkler açısından “gurbet-sıla” buluşması oldu. Bu yönüyle çok anlamlı bir önem kazandı ayrıca... Gurbetteki işçilerin bir araya gelmesinin/ buluşmasının farklı bir duygusallık yarattığını gözledim şahsen. Özlem dolu, sevgi dolu, kimi yerde heyecan dolu buluşmalar...

Üzerine de “Akçaabat Köftesi” ziyafeti... Bir de etkinliklere katılan belediyeler ve kuruluşlardan kimilerinin fuarcılık geleneği ve de yöresel uygulamalar konusunda gösterdikleri duyarlılık dikkatleri çeken husus oldu. Standında kuymak yapıp ziyaretçilere ikram eden... Tüketim alışkanlığı yaratmak için fındıklı ekmek sunan... Ama... Keşke küçücük ambalajlarla tereyağı ya da portatif fırınlar kurulup tereyağlı pide sunumu/ satışı yapılabilseydi.

Örneğin, Sürmene bıçağının tanıtımı ve de satışı vardı, bu güzel bir pazarlamacılık, ama keşke küçük de olsa demir dövülen bir örs ve yanında körük de olsaydı. Küçük sanatlar konusunda, örneğin bakırcılıkta da böyle bir uygulama çok ilgi çeker kanısını taşıyorum. Bu konuda keşan dokuma ve benzeri ürünler üzerinden uygulamalar yapılabilirdi. Bunlar “ilk” olmanın eksikleri/noksanları... Peki, kusuru/ayıbı ne? “Kadı kızında bile olur” ama görüp üzüldüğüm, ayıpladığım ne?

Fuara girişler ücretli... Ama kimilerimizin aklını çelen şeytan hemen bu uygulamayı da sabote etmenin yöntemini buldu, yerli usul...

İlçelerimizin birinin standında oturmuş, sohbet ediyoruz. Boyunlarımızda serbest girişimize ilişkin kartlar asılı... Devletin Avrupa’ya görev verip gönderdiği bir yurttaş/memur soluk-soluğa bir yerlerden geldi. Balıklama sohbete dalıp, standın yöneticisine boynundaki giriş kartını gösterip; “-Abi, lütfen kartını bana verir misin?” dedi. Arkadaş da boynundan çıkarıp verdi kartını... Şaştım kaldım bu duruma... “Giriş kartı”nı alan, onu sıcak suya atıp çay demeyecek değil her halde... Belli ki, fuara girmek isteyen yakınına bir yoldan ulaştıracak...

Devletin görevlisi... Beş Euro olan bir giriş ücretini vermemek için başvurduğu yola bakınız. Ne diyebilirim ki?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com