Ankara’nın bir zamanlar gecekondu mahalleleri vardı. Biçare gecekonduların bacalarından yükselen kömür sobasının kara dumanları, gri başkentin gökyüzünü hepten siyaha boyar, kokusu genizleri yakar, hayatlar kömür kokardı.

Başkent, yokluklar ve imkânsızlıklara rağmen büyük fedakârlıklarla, kanla, canla kurulan cumhuriyetin derin izlerini taşır hüzünlü ve yorgun yüzünde. Bu yüzden gri ve kasvetlidir. Güneşi bile, her an ağlamaya hazır bulutların ardına kaçmaya meyillidir. Memur, işçi, öğrenci kentidir ama hepsi bir yana, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve devletin kalbidir. Ve bu kalpte, Türkiye’nin her şehrinden insanı kucaklamaya mutlaka yer vardır.

Yıllar geçti, gecekondu sayısı bitmese de azaldı. Evler, yaşamlar, insanlar modernleşti. Kenar mahallerindeki yıkık dökük evler yerini apartmanlara bıraktı. Kara dumanlar azaldı. Ankara ise cumhuriyetin ve devletin kalbi olmaya devam etti.

Geçtiğimiz gün kalbimizden bir kez daha vurulduk! Son 5 ay içerisinde yüreğimiz 3 kere hançerlendi. Terörün kanlı elleri önce Ankara Garı’nda, sonra Dikmen’de, şimdiyse Güvenpark’ta insanlarımızı hayattan kopardı.

13 Mart akşamı Kızılay Güvenpark’taki sivilleri hedef alan hain bombalı saldırıda bilinen, en az 35 kişinin öldüğü, 125 kişinin yaralandığı.. Kimlikleri tespit edilen kurbanlar, çeşitli şehirlerde ve binlerce kişi eşliğinde sonsuzluğa gözyaşlarıyla uğurlandı. Acılı aileler perişan, yüreklerimiz paramparça oldu. Ankara artık daha hüzünlü, yüzü daha yorgun… Göğe yükselen kara dumanlarsa kömür değil, terörle gelen ölümün kara yüzü... Ankara’da hayatlar artık kömür değil, ölüm kokuyor…

Levent Cantek’in kitabının ismidir Dumankara. Ez cümlesiyse, ‘Hayat bir yangındı’. Hüznü kalbine çökmüş uzun cümleler barındıran 21 farklı hikayeyi ve ‘Biz bu kavgayı kaybettik’ diyen insanları anlatır.

Güvenpark’ta yaşanan katliam ise 35 ayrı hikayeyi yüreklerimize mıhladı. Ana kokusunu duyamadan, patiklerini bile giyemeden, ölümle anne karnında tanışan isimsiz melek.

Tedavi için geldiği Ankara’da babasının vereceği karaciğerle hayata tutunmayı beklerken kalleş ölüme yakalanan Mehmet Emre Çakar.

Ankara Tren Garı önündeki terör saldırısında hayatını kaybeden arkadaşı Ali Deniz Uzatmaz’ın kaderine, Güvenpark’ta ortak olan Ozancan Akkuş.

Gelecekte aynı mesleği hatta belki de aynı hayatı paylaşmanın hayalini kurarken yitip giden genç sevgililer, Nurettin Can Çalkınsın ve Zeynep Başak Gülsoy.

Babasını hiç görmeden büyüyen, masal perisi kadar güzel lise öğrencisi Despina Peri Parlak.

Ablasıyla buluşmak için Eskişehir’den gelen ama sarılamadan hayattan çekip alınan Kerim Sağlam.

“İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı” dizelerini yazarak paylaştığı son fotoğrafında masmavi denizin sonsuzluğunu kucaklayan Berkay Baş.

Futbolcu oğlu Umut’un oynadığı maçı gururla izledikten sonra kalabalık nedeniyle oğlunu son bir kez göremeden, sarılıp öpemeden eve dönüş yolunda teröre yakalanan Kemal Bulut. Birkaç ay önce Bitlis’te şehit düşen yeğeninin acısını hala taşırken teröre kurban giden siyasetçi Mehmet Yurtsever. Annesine ‘Otobüse bindim merak etme’ diyen fakat anneciğinin yüreğine kor ateş olup düşen Elvin Buğra Arslan. Ve daha nice can, geride hüzünlü hikayeler bırakarak aramızdan ayrıldı.

Bu ülkenin vatandaşı olan bizler, terörü ve tüm destekçilerini lanetleyecek, birlik ve beraberliğimizi bozacak hiçbir faaliyete göz yummayacağız. Lakin yitirilen canların hesabını da soracağız. Sebep olanların cezasını bulmasını isteyecek, terörün tüm destekçilerinin yakasına yapışacağız.

Boğazımıza acıyla karışık düğümlenenleri iki örnekle net olarak anlatmak en iyisi.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 5. Maddesi, devletin temel amaç ve görevlerini tanımlar ve der ki: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milleti’nin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır...”

Ozancan’ı koklamaya doyamadan toprağa vermek zorunda kalan gözü yaşlı baba Nuri Akkuş’un oğlunun cenazesinde söylediği tek cümle, her şeyi özetliyor: “Ben Ozan’ımı, Can’ımı koruyamadım. Koruyamayan biri ne yapmış sayılır ki?”
Sağlıcakla…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.