Yaşamın hangi döneminde olursa olsun, doğrunun savunucusu olmanın erdemsel değeri kişiye -er/geç bir onur madalyası olarak verilir toplumlarda…

Her yerde ve her zaman geçerli olan “doğruluk”un şaşmaz savunucu olanların doğal hakkıdır bu onurlu konum… Bunun için kişinin edindiği bilgi birikimi yanında toplumsal etik kurallara, örf/adet ve geleneklere saygısı onun onurlu yaşam alanını çizer. Onu izleyenlere “örnek” olmak gibi bir kaidenin üzerine çıkarır.

Aslında böyle bir konumda/mevkide bulunmak da zor bir durumdur aydınlık beyinler için… Beysel aydınlığını henüz tamamlamamış toplumların; içinde bulundukları alaca karanlıktan çıkış için ışık seçimi konusunda yaşadıkları çalkantıların olağan karşılanması da buradan kaynaklanır zaten.

Siz, demokrasi için yaşana gelen onca olumsuzlukları aşmak/çözmek için beyinsel aydınlık yerine midesel heyecanların peşinde koşularak bulunacağına inanırsanız, sonuçta bırakın oldunuz yerde saymayı, aynı yolu sağlıklı şekilde seçenler yanında ülkesel anlamda hüsranı/üzüntüyü yaşarsınız hep…
 

Bu durumu sadece genel olarak görmek/ değerlendirmek ayrı bir yanlışlık olur tabii ki… Bireysel anlamda aydınlık bir beyinle “demokrasi” algısını sağlıklı şekilde eyleme dönüştürmek nasıl bir onur madalyası oluyorsa; bunu toplumsal anlamda yaşamak da toplumsal erdemi, huzuru/refahı, kalkınmayı getirir o ülkeye…

Bunun için de “eğriye eğri, doğruya doğru” diyebilme beyinsel birikimini/aydınlığını kazanması gerekir yarı aydın toplumların… Tam aydınlığa kavuşmak için de başkaca yol yoktur böyleleri için… O zaman toplumsal bir gözlemle çevremize bakabilir miyiz? Yurt/ülke/vatan, insan, doğa, anne-baba, kardeş, hısım/akraba, hayvan vb sevgileri tam anlamıyla sergileyebilmenin birinci koşulu “bilgili olmak”tan geçtiğini bilen kaç kişiyiz şu ortamda? Dinsel inanç ve yaptırımlar da olmasa “eğri ve doğru”yu tam anlamıyla seçecek beyin zenginliğine kavuşmuş muyuz? Bu nokta çok önemli… “Hak ve hukuk” gözetirken sadece kişisel eylemlerden öte toplumsal bütünlüğü düşünüp gözetebiliyor muyuz?

Kısacası, böyle durumlarda kendimizden uzaklaşıp, kendimize dışarıdan bakabiliyor muyuz? Dahası “eğriye-eğri” ya da “doğruya-doğru” derken kendimizde miyiz?

Toplumsal yaşamın bir köşesinde “bireysellik adası”na sığınıp kendi bildiğinin ne derece doğru olduğunu mihenk taşında ölçmeyenlerdir dünyamızın sorunu… Bu durumu siz bireysellikten alıp toplumsallığa, ülkelere/devletlere hükmeden beyinlere rahatlıkla götürüp/taşıyıp değerlendirme yapabilirsiniz. Görürsünüz ki, hep bireysel düşüncenin toplumsallaşamamasından kaynaklanan bir büyük egoizmin pençesinde çırpınan bir dünyayı paylaşıyormuşuz meğer…

Sonuçta yalandan ruh çağıran, timsah gözyaşları döken bir güçler topluluğunun kendi egoları/mutluluklarını sürdürebilmek adına “eğriyeeğri” ya da “doğruya-doğru” diyememe insanlık dramını/ihanetini yaşıyoruz yüzyılımızda…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.