Dünkü yazım nedeniyle kimi çevrelerden eleştiriler aldım. Nedir, Beşikdüzü ilçemizi sel bastı ya, bu olayın suçlusunu niçin belirtmemişim/yazmamışım.

Arif olanlar anladılar. Ama bir kez daha belirtmek durumunda kaldım. Konu, Beşikdüzü ilçesinde yaşanan doğal afet...

Başka bir şey değil.Doğal afetin arka planına baktığımızda olayın nedeninde elbette insan var.

Var da, bu olayda bir kişinin/ kişilerin payı ne?

Hiç bunu düşündük mü?

Aslında konu çok geniş, ama kısa yoldan geçelim.

***

Adamın biri parası var ya, heves etmiş gelip- geçen TIR’lara... Hep, içinden “benim de TIR’larım olsa...” diye heveslenirmiş...

Sonunda kararını vermiş... Bir TIR alayım, onunla deneyim kazanır, arkasından yenilerini alır, para kazanırım, diye düşünmüş.

Doğru bir düşünce...

Önce deneyecek, kar ederse sonra TIR filosunu kuracak...

Gitmiş otomotiv kurumlarından birinden TIR almış...

Hayırlı olsuna gelenler içinde iş bulamayan kaptan şoförler çoğunluktaymış...

Nihayet TIR bu, sefere çıkması, para getirmesi gerekiyor. TIR sahibi gazeteye ilan vermiş şoför aradığına ilişkin...

Ohooo!.. Bir çok şoför çıkagelmiş hemen...

TIR sahibi ne düşünür? Kendine göre en iyi koşulda, en az ücretle çalışacak şoförü tercih eder herhalde...

O da öyle yapmış...

Gelen adaylar arasından filinta tipinde, giyimi/kuşamı yerinde, ağzı kelam eden birisini seçmiş...

Dört yıllık sözleşme yapmış..

TIR bu, durması değil, çalışması gerekiyor ya... Şoför de öyle yapmış, bir-iki deneme yapmış ama anlamış acemiliğini...

Şoför, otomobil sürücüsü... TIR’ın sürülmesinden ne anlar. Ama kimseye çaktırmamış, “zamanla öğrenirim” demiş içinden...

Ama, zamanla öğrenememiş...

TIR’ı devirmiş ilk seferinde...

TIR sahibinin kabahati, manavdan karpuz seçmeyi de bilmezmiş...

Bu bir kıssadan hisse...

*** 

Zaman hiç bir kişi için yerinde saymaz. Bir çağlayan gibi yatağında akar gider.

Örneği Beşikdüzü üzerinden açtık diye hiç kimse bir başkası üzerinden yorum yapmaya kalkmasın.

Bu sorun Türkiye’nin sorunu... Dahası, hepimizin kabahati...

Her yerel seçimde depreşen “fanatik particilik hastalığı”na yakalanan bizler; önümüzü görmez, körü körüne sandığa oy atarız.

Çoban bile koyun güderken “saldım bayıra Allah kayıra” demiyor, başında duruyor işinin... Yani bir sahiplenme, bir sorumluluk duyma var işin başında/sonunda...

Beşikdüzü’ndeki olay bu ilçede olmadı, Türkiye’nin her köşesinde yaşanıyor her gün.

*** 

Yerel yönetimler Türkiye’nin sorunu olmaya devam ediyor. Ediyor, çünkü ülkemizde -çok zorunlu olan- demokrasi eğitimi verilmiyor.

Verilmiyor, çünkü “Biz bize benzeriz” demokrasi algısı, bize yetiyor da ondan... Yurttaş oy mu kullanmak istiyor. “Aha sandık, gitsin atsın”, anlayışıyla bugüne gelmedik mi?

İsteniyor ki; “demokrasi ağacı” tepede meyve versin, yeter. Peki, ağacın alt dallarında çiçek açmasın mı?

Ya kökler?

Niçin demokrasi ağacının köklerini beslemiyoruz?

Çünkü işimize gelmiyor.

*** 

Yerel yönetimler demokrasilerin zorunlu uygulama okullarıdır, ama bir türlü bunu kabullenemiyoruz...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com