"Başlangıç; ilişkilerin en zevkli kısmıdır" diyor birileri. Bu genelleme ne kadar doğru? Birçoğumuz için mükemmel kısım film sonları değil mi? Bir kaplumbağa kadar yorgun, başka bir deyişle bin yıl yaşamış kadar olgun bir adam, başlamaktan ne kadar zevk alabilir? Sonunu bildiğiniz filmi izlemezsiniz öyle değil mi? Olgunluk bir çeşit öngörüyse yeni insanlar tanımak, kimileri için yeni bir son yazmaya yarayan basit bir evre değil midir? O kişiye hangi tutku yeni bir başlangıç yazdırabilir?

Tutku... Yaşam kadar güçlü bir kelime bu… Onu gördüğüm ilk an sadece etkilemek istemiştim. Bir insanda bırakmak istediğimiz etki, kendimiz için bir tepkidir aslında. Basit bir fizik kanunu başlatır ilişkiyi. Peki, aşkın boyutunu, yani gücü belirleyen neydi? Karşı taraftan gördüğümüz tepki kadar mı etki uyguluyorduk? Sanırım konu insan olunca bu işler biraz tersine işliyor. Alamadığım tepki, beni bir mıknatıs gibi çekmişti ona. Adı neydi, nereliydi ya da ne iş yapardı gibi basit tanışma sorularının hiçbir önemi yoktu. Yatağıma uzandığımda biri kalbimden tutup beni olduğu yere çekiştiriyordu. Hani dersiniz ya; sağa döndüm, sola döndüm, koyun saydım, ne yaptıysam olmadı, uyuyamadım. Uyuyamamıştım... Sanki evimden çıksam ve kalbimi dinlesem onu bulabilirdim. Gerçekten bulabilir miydim? Ne önemi vardı ki bunun? Aşk sadece hissettiklerimizden ibaretti yaşadıklarımızdan değil.

Tutku, tam olarak yaşamın anlamını ona yüklediğimde oluşmuştu. Peki, süresi neydi? Birini elde ettiğimizde bedenimizi tümüyle saran bu istek sonlanır mıydı? Öyle olmadı. Bitmiyor, aksine her geçen gün çoğalıyordu. Soyut bir kavramın hissedilebilirliği onu somutlaştırıyor bazen. Bir kavram ne kadar somut olabilir ki? İç organlarınız iskeletinize baskı uyguluyormuş hissine kapıldınız mı hiç? Öyle büyük bir tutkuydu ki bu, içimde başka hiçbir şeye yer yoktu. Elle tutulmayan, gözle görülmeyen bir nefes bile, iğne ucu kadar yer bulamıyordu bedenimde. Sizler buna "nefes kesici" terimini uygun görmüştünüz. Yaşamamış bir insanın bu tabiri anlaması mümkün müydü? Yoo, hayır, değildi. En azından ben aşkla kalp arasında bir bağlantı kuramayanlardandım. Sahi, neden kalbe yüklenirdi aşkın bütün yükü? O an bunu bilmiyordum. Aslına bakarsanız sormak bile aklıma gelmemişti. Sorsaydım farklı mı davranırdım, yoksa gene bu karmaşa denizine balıklama mı atlardım en ufak bir fikrim yok. Bir şeylerin değişeceği kesindi fakat birini sevmektense aşkı seven insanlar için büyük bir değişimden söz etmek mümkün değildi. Bütün duyguları aynı anda, iyi ya da kötü şeklinde bir ayrım yapmaksızın, en doruğunda yaşamaktı aşk. Korku, ilk safhalarda gösterdi kendini. İnsan birini sevmekten neden korkardı ki? Ne renkti korku? Bence mavi olmalı. Lacivertle iç içe geçmiş, uzun bir yoldan gelmişçesine soluk soluğa, derinliği içimizde titreyen bir mavi... İçine atlayıp kayboldunuz mu hiç? Az önce de söyledim size, balıklama atladım ben. Boğulurcasına çırpındım içerisinde, çırpındıkça yukarı çıktığını sanan fakat daha da dibe batan bir aptaldım. Çaresizce çırpındığınız anlarda bir elin size uzanacağını bilirsiniz. Kimi için ailedir bu el, kimi için Hızır, bir denizcide İlyas'tır belki... Benim içimdeki yardım çığlıkları onun adını almıştı. Layık mıydım ona? Kimse beyaz değildir belki ama bazılarımızın rengi biraz fazla çalıyordu siyaha. Birlikteliğimiz perspektifi güzel bir tablo olurdu fakat kaderi fırçalar çizmiyordu.

Korkularınız bir kaçış mıdır? Birini sevmekten korktuğunuzu düşünürken aynı zamanda onu da düşünmüş olmuyor musunuz? İstediğiniz şey sadece oyken artık beyninizi geride bırakmak için de bir mücadele isteği yer almaz mı içinizde? Korku kaçmak için değildi o halde, daha fazla sevebilmek içindi. Korktukça daha çok istemiştim onu. Yasak elma hep daha tatlıydı. Kendime koyduğum yasaklar onu canlı ve parlak bir kırmızıya boyuyordu. Her damlada benliğimi daha fazla kaybediyordum. Her cümlesini beynime kazıyor, bir sürü anlam çıkarıyordum ve her papatya falı seviyor çıkıyordu o günlerde. Olmayacağına inandıklarımız içindir fallar. Bir umut belirtisidir. Zaten umut olmayacağına inandıklarımız için üretilmiş bir kelime değil midir? Olacağını düşünüyorsak bunun adına plan denmez mi? Onun beni sevebileceğine ihtimal dahi vermediğim bir umut mavisinde, artık fallar yerini randevu listelerine bırakıyordu. Evet, olmuştu. O benim olmuştu, en azından ben öyle sanmıştım. Bir sanı bile yabancıdan şeker almış çocuğun hissettiği mutluluğu hissettirmeye yetmişti. Hem yasaklar çiğnenmişti hem de elimde en tatlısından bir elma şekeri vardı şimdi. Yenmek için fazla güzel fakat zamana karşı dirençsiz bir şeker, çürüyeceği günü bekliyordu ellerimde. Sahi, kaç çürük karartır kalbimizdeki kırmızıyı?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com