Geçtiğimiz günlerde, Türkiye’nin üyesi olduğu Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nde (AKPM) siyasi işler ve denetim süreciyle ilgili komisyonların baskıları sonucunda, Türkiye’deki demokratik kurumların işleyişi konusunun yeniden değerlendirilmesi ve ülkenin yeniden denetim sürecine tabii tutulması oylandı. Denetim süreci, insan hakları ve “hukuk devleti” adı altında yükümlülüklerini yerine getirmemiş, demokrasisi belirli bir olgunluğa ulaşmamış ya da bu alanda ciddi zaaflar yaşayan ülkelere uygulanıyor. Türkiye, bu yükümlülüklerini kısmen yerine getirmiş ülkeler arasında sayıldığı için denetim sonrası diyalog sürecinde yer alıyor. Komisyonların talebini dikkate alan AKPM'nin üst düzey organlarından büro, konunun acil gündem maddesi olarak perşembe günü ele alınmasına 1 oy farkla karşı çıktı. 181 parlamenterin katıldığı oylamada denetim süreci için lehte oy kullananların sayısı fazla olsa da, aleyhte ve çekimser oylarla 3’te 2 çoğunluğun sağlanamaması nedeniyle oylama reddedilerek ertelendi. Şayet oylama kabul edilseydi, müzakerelerle ilgili süreçte Türkiye’nin eli zayıflatılmış, yeni yaptırımlarla yeni sorunlar baş gösterecekti. “Buraya kadar her şey normal” dersek, insan hakları ve demokratik kurumların işleyişindeki aksaklıkları, oylamanın gerekliliğini de kabul etmiş oluruz. Heyhat! Bütün bu gelişmeler yaşanırken, parlamentoda bulunan fakat kendileriyle çelişmemek için oylamaya katılmadıklarını, ancak Türkiye lehine karar alınması için günlerdir kulis çalışması yürüttüklerini söyleyen CHP Antalya Milletvekili Deniz Baykal, oylamaya AKPM üyesi 10 AK Partili vekilin katılmadığını, sadece AK Parti Adana Milletvekili Talip Küçükcan’ın orada bulunduğunu söyledi.

Şimdi ağzı olan konuşur kardeşim! Gözden çıkardınız mı bilmem ama böylesine önemli bir konunun gündeme geldiği parlamentoda bulunmayan ve kulis çalışmalarına katılmayan vekillerin o sırada neyle haşır neşir olduğunu çok merak ettik. Madem meydan boş, biz dillendirelim: Başkanlık sistemi alelacele gündeme gelip OHAL döneminde “kaptırılmaya” çalışılınca, TBMM’deki şovenik oylamada hem demokrasi ve insan haklarını tahsis edecek, hem de beli-bileği kuvvetli erlere ihtiyaç vardı herhalde..

ÜÇGEN
20 Ocak’ta Beyaz Saray’a çıkan yeni ABD Başkanı Donald Trump’ın icraatlarını tüm dünya merakla bekliyor. Ortadoğu ahalisi olarak bizim de gözümüz üzerinde. Trump, ilk görüşmesini İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile telefonda gerçekleştirdi. Beyaz Saray’dan telefonlaşmaya ilişkin yapılan açıklamada, görüşmenin ABD-İsrail ilişkileri ve ne acıdır ki Ortadoğu’da güvenliğin ve istikrarın sağlanması ekseninde geçtiği belirtildi. Sonraki görüşme yine telefonda bu kez darbeyle yönetime gelmiş eski Mısır Genelkurmay Başkanı Abdülfettah el Sisi ile oldu. Görüşmeden, ABD hükümetinin Mısır’a terörle ve aşırılıklarla mücadeledeki desteğine devam edeceği, Mısır’ın ekonomik reformlarında “danışman” görevi görüp gelişmeleri destekleyeceği sonucu çıktı. Şeytan üçgeninin son halkası ise İngiltere olacak. Trump'ın Beyaz Saray'a yerleşmesinin ardından ilk yabancı misafirinin de İngiltere Başbakanı Theresa May olacağı açıklandı. May'in cuma günü Washington'a gelerek Trump'la görüşeceği belirtildi.

Anlaşılacağı üzere, ABD kendi yarattığı terör örgütleriyle de, YPG konusunda ters düştüğü Türkiye yerine Mısır’la “mücadele” edecek(!) Darbeyi meşru görmeyen ve her fırsatta “demokrasi”yi salık veren ABD hükümeti, Türk hükümetinin ağır şekilde eleştirdiği darbeyle yönetime gelmiş Sisi’yi yaren belledi. Zamanı gelir, Trump bir verir iki alır, Sisi ilk tokadı yer, balayı biter, öteki yanağını uzatmaya yanaşmayan Sisi’nin yatak odası ayrılır. Olan yine çocuklara olur(!)

Ortadoğu’nun maşası, yine değişmez oyuncu, “dokunulmaz” İsrail. Ölüm kombosu her zaman önceliğe sahip, akraba İngiltere’yle tamamlanıyor. Müslüman çoğunluklu coğrafyadaki oyunların biteceğini, gözyaşlarının dineceğini ummak saflık olur. Allah’ını seven defansa gelsin!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com