10 Ağustos yaklaşıyor.

Selçuklular dahil tüm tarihimiz boyunca cumhur, ilk kez başkanını doğrudan kendisi belirleyecek.

Öyle ki millet, yalnızca bir başkan seçmeyecek, kendi geleceğini de şekillendirecek.

Ya "Eski Türkiye" diyecek ya da "Yeni Türkiye"...

Eski Türkiye;

Faili meçhullerin boy gösterdiği, çetelerin yaygın olduğu, mafyavari grupların, lobilerin ve locaların ülke siyasetini ve iş dünyasını tahakkümü altına alabildiği, anaların gözlerinden terör yüzünden kanlı yaşların eksik olmadığı, başörtülülerin kamusal alandan şiddetle dışlandığı, öngörülen tek tip-tekdüze vatandaş kalıbının dışındaki herkesin ezildiği, hor görüldüğü, ötekileştirildiği ve farklı düşünen herkesin en temel haklarının elinden alındığı, belki IMF’den birkaç kuruş borç alabilir umuduyla Kemal Derviş’lerin yolunun gözlendiği bir ülkedir.

Öte yandan yine eski Türkiye;

Başbakanların ve cumhurbaşkanlarının, Batı’nın ve Amerika’nın karşısında el pençe divan durduğu, dünyayı sadece Batı’dan ibaret gören, Ortadoğu’yu, Orta Asya’yı, Uzakdoğu’yu yok sayan, bütün İslam dünyasını rejim için potansiyel tehdit olarak algılayan, Cumhuriyet öncesi bütün tarihi birikimimizi, mirasımızı, tecrübemizi çöpe atan, milliyetçiliğe sıra geldi mi ‘iki bin yıllık tarihimiz’ diye bahse başlayan fakat pratikte 1923 öncesi tarihi kabul bile etmeyen anlayışın hüküm sürdüğü bir ülkedir.

Yeni Türkiye ise;

Faili meçhullerin tarih olduğu, çetelerin, mafyaların yok edildiği, siyasetin birtakım uluslararası mihrakların ve yerel elitist grupların tahakkümü altından kurtarıldığı, çözüm süreci ile birlikte kanın-durduğu, anaların göz yaşlarının dindiği, Kürt-Türk kardeşliğinin sağlamlaştırıldığı, rejimin hor gördüğü-dışladığı -aşağıladığı her türlü grubun devlet ve rejim ile barıştırıldığı, her türlü etnik ve dini kökenden insanın kendini devletin sahibi olarak görmesinin sağlanabildiği, vatandaşın devletin marabası değil devletin sahibi olduğu, her düşünce ve yaşayış tarzının hoşgörü çerçevesi içerisinde bir zenginlik olarak algılandığı, IMF’ye borç verebilen, 3. Havalimanını, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nü, Körfez geçişini, hızlı trenleri, Marmaray’ı yapabilen bir ülkedir.

Öte yandan yine yeni Türkiye;

Avrupa Birliği’ne katılma azmini sonuna kadar gösterirken Avrupa’nın haksızlıklarına boyun eğmeyen, tarihten gelen özgüven ve o vakar duruşu ile Fransa’da - Avrupa’nın göbeğinde Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nde kürsüye çıkıp eli cebinde bütün Dünya’ya ders veren, Davos’ta haksızlık karşısında ‘one minute’ çıkışını korkmadan,çekinmeden yapabilen, Ortadoğu’da İslam Dünyası ile ilişkilerini üst düzeye çıkaran, bu coğrafyada misafir pozisyonundan ev sahibi pozisyonuna yükselen, Orta Asya’daki soydaşlarımızın her daim yanında olan, dünyanın neresinde olursa olsun mazlumların derdine ortak olan, o dertlerin çözümü için çaba sarf eden, tek kutuplu değil çok kutuplu dış politika anlayışında olan bir lidere sahip ülkedir.

İşte mesele budur.

10 Ağustos’ta geçmişimizle hesaplaşacağız, geleceğimizin temellerini atacağız.

Ya "Eski Türkiye" diyeceğiz ya da "Yeni Türkiye"...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.