Ne güzeldir dağ başındaki pınarın duruluğu/temizliği… Kim bilir ne zamandır akar durur kendi dünyasının saflığı içinde.

Ah!.. O pınar - insanoğlunun eli uzanmadan/değmeden tüm varlığıyla yaşadığı- bu güzelliklerini sergileme tutkusunu/aşkını hangi noktada hoyratça bitebileceğini bilebilse…

Bilebilseydi, hiç pınar olup akar mıydı, kendi güzelliğini/arılığını sergileme sevdasını?

***

İnsanoğlu, iç dünyasının çirkinliklerini arındırmak/temizlemek için başvurduğu hile kapılarının onu saf/duru bir pınar suyu gibi pir-ü pak/temiz yapacağını sanır da kendi kendini aldatır hep…

Şeytanla yaptığı yolculukta her kapıyı açar bir anahtarı elinde tutar olması da yalancı görüntüsünün ona kazandırdığı aldatıcı bir rol olur.

Ah, o insan, bulunduğun noktada bir sorabilsen kendine “Ben neyim?” diye…

Sonra dönüp bakabilsen geldiğin yolun çamurlarına ve üzerinde kalan izlerine. Geçmişe/arkaya bakabilmek sanıyor musunuz ki, öylesine ucuz, öylesine kolay bir eylemdir?

Bulunduğu noktada kendini yargılamak, bir yanardağ patlaması heyecanıyla özvarlığını yeni baştan, evet yeni baştan inşa etmek, insan olmanın gereği olarak ilk doğduğu saflığı aramak öyle kolay ve de ucuz bir eylem olsa kimler kaç kez bu yola başvurmaz ki?

Oysa nice köprüler atılmış, nice köprüler geçilmiştir bulunulan nokta için…

Ve nice duru pınarların suları, o köprülerin altından akıp giderken - insanoğlu eliyle- kirletilmiş olmanın ezikliğini/üzüntüsünü okyanusa ulaşıp bir an önce temizlenmek emelini/arzusunu bir anlayabilsen, bir duyumsayabilsen…

***

Ah insan!.. Sen neden bu denli kendini, kendi varlık nedenini inkâr ederek bir yalan dünya yaratma peşinde koşuyorsun? Senin temizlenmen; kirletilen suyun bir büyük ummana/okyanusa kavuşup aklanması gibi mi olur sanıyorsun?

Su, suyla yıkanır, temizlenir. Sen?

Heyhat! Sana tanınan nice nimet/olanak boşuna mı? Sırf dünyevi hırslarını/arzularını yerine getiresin/karşılayasın diye mi verildi/ tanındı bunlar sana sanıyorsun?

Bir saate takılı küçük bir pilin salise-salise, an be an azalması gibidir ömrün.

Bunu bir bilebilsen…

Saatin tanık olduğu anlardaki yanlışların/çirkinliklerin akıp giden “zaman defteri”ne yazıldı/ yazılıyor. Bulunduğun noktadan arkaya bakıp yapamadığın bir “durum muhasebesi” bir yerde, bir zaman sonra önüne geldiğinde şaşacak mısın, “Bu nedir?” diye.

Oysa olaylar ve olayların kahramanları hepsi tanıklardır senin için…

Sana, seni anlatırlar varlığınla… “Sus!..” diyemezsin dilin onların; görmek istemezsin, gözün onların olmuştur ne yazık ki. Kulağın, elin, ayakların… Tüm organların senin

bir parçan iken şimdi birer aleyhte-lehte tanığındır artık. Kendin o noktada, o anda  sadece kendinsin… Sadece kendin… Tanırsın kendini yeniden…

Bir büyük teslimiyetle, anlatılamaz bir hesaplaşmanın sonucu gelir önüne anında. Kâr-zarar hanelerinin bakiyesi üzerinden

***

Emrine verilen bir güzel dünyayı kirletme yarışının sonu geldi dayandı insanoğlu. Öyle ki kendi varlığını da tehlikeye atar oldun şimdi.

Yirminci yüzyılın iki büyük savaşını çıkaranlar kana doymadılar ki hâlâ gün-gün kan akıtıyor, can alıyorlar.

Ey insanoğlu bir dön kendine bak, neredesin, nereye bu yolculuk?

Su kaynakları, madenleri, ormanları, petrolü,, hayvansal varlıkları, havayı, suyu ve daha nice yaşamsal nimeti gün-gün eritiyor, kirletiyor, tüketiyorsun. Sanıyor musunuz ki dünyamızdaki gibi, “kepengi kapattım, defteri dürdüm, satış yok!” deyip çekilmek var piyasadan.

Oysa bir yeni başlangıçta/sınavdasın…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com