Çağımızın bir fenomeni haline gelen futbolu acaba nasıl bir gelecek bekliyor sorusu, üzerinde düşünülmeye değer bir konudur.
Milyar dolarların telaffuz edildiği bu sektörde finansal büyüklüğe paralel bir ahlak ikliminin bulunduğunu söylemek ne yazık ki mümkün değil.

Amaca hizmet eden her şeyin meşru sayıldığı, güçlünün iradesinin yasa yerine koyulduğu bir dünyada, futbolun geleceği ile ilgili iyimser olmak kanımca yanlış olur.
Modernizmin, bütün değerleri yıkmaya ve sorgulamaya başlayan doğası, sporun ve özellikle futbolun üzerine bir kâbus gibi çökmüş durumda.

Bütün spor dallarında yasaklı madde kullanımı her geçen gün artmakta, büyük yaptırımlara rağmen bunun önü alınamamaktadır.
Peki, bu evrensel çürümeden ülkemize yansıyan nedir?

Ülkemizde spor denilince akla gelen futbol olduğuna göre futbolumuz ne durumdadır?
3Temmuz süreci, Türk futbolunun büyük bir açmazın ve kirliliğin içerisine sürüklendiğini gösteren tarihi bir belgedir.

Bu kırılma doğru yönetilebilseydi belki futbolumuz için bir milat olabilirdi. İtalya'da olduğu gibi şerden bir hayır çıkarılabilirdi.

Bu gün İtalya'da futbol seyircisi her geçen gün artarken, bizde ise azalıyor.

Ülkemizde ise pisliğin üstü örtülmeye çalışılmış, 'Süleyman Seba Sezonu’ gibi sloganik çözümlerle insanlar enayi yerine konulmuştur.

"Şerefsiz şampiyonluklara, şerefli ikincilikleri tercih ederim" diyen Sayın Seba'nın kemikleri sızlıyordur şimdi.
Bizde ne acıdır ki medyanın da bir ahlak sorunu vardır.

Ülker Grubu, futbolu desteklemekten vazgeçtiklerini açıklarken, gerekçelerinin spordaki şiddet ve 3 Temmuz süreci olduğuna vurgu yapıyor. Ama medyanın önemli bir kesiminde bu görmezden geliniyor.
Dünyada bu güne kadar yapılan en açık şikeyi, ‘sahaya yansımadı’ gibi bir garabetle örtmeye kalkışanların bu ülke futboluna ve barışına herhangi bir katkıları olamaz.
Türk futbolunun sorunu, bir daha tekrarlıyorum ahlak sorunudur.
Futbolumuz ancak, hakemlerimizin, bütün kulüp taraftarlarınca ‘tarafsız’ olduklarına inandıkları gün kurtulur.

Futbolumuz, şikeden mağdur olmuş, emeği sömürülmüş, sevinci çalınmış bir şehrin insanlarına haklarını iade ettiğiniz zaman kurtulur.

Futbolumuz, spor programlarında, kendilerine verilmemiş misyonlar vehm eden ve kendilerini çok akıllı sayan bazı yorumcuların, teknik analizlerine insanların artık güldüklerini anladıkları gün kurtulur.
Futbolu yönetenler, her konuştuğunda Trabzonspor Başkanı’na ceza vermekle Türk futbolunu kurtaracağını zannediyor.

Başkana verilen ceza aslında bütün Trabzon halkına verilmiş cezadır.

Birilerinin, bu toprakların zalimlere direnenlerin kadim yurdu olduğunu öğrenmesi gerekir.

Adaletin yok olduğu bir yerde Trabzonsporluların bu kirli oyunun bir parçası olmalarını isteyemezsiniz.
Evet, Türk futbolunun kurtuluşu Trabzon'dan geçiyor.

Bu sorun şehrimizin sorunu değil tüm ülkenin sorunu olmalıdır.

Trabzon ekâbirlerinin görevi, şehrimize gelen siyasetçilerin boyunlarına bordo-mavi kaşkol takmak değil, en ön saflarda hak mücadelesi vermek olmalıdır.

İnanıyorum ki; hakkı teslim edilen bu şehir o moralle hem ülke barışına önemli katkılar sunar hem de futbolumuzu düştüğü bataklıktan kurtarır.

Yarınların çok geç olmaması dileğiyle.
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.