Devlet Bahçeli'nin Ankara'da yaşanan terör saldırısının ardından Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun görüşme talebini reddetti. Hem de şu tarihe geçecek açıklama ile:

"Sayın Başbakan, Sayın Bahçeli'nin 'Hayır' cevaplarına alışık olduğu için bu görüşme talebine de 'hayır' diyoruz."

Yetmedi. Hemen ertesi gün de Kılıçdaroğlu'nun görüşme talebini reddetti.

Ülkücü ve milliyetçi hareketin lideri, böylesine milli bir meselede bir adım önde olmalıdır. Teröre karşı ortak aklın geliştirilmesi ve ortak tepkinin verilmesi için en önde durmalıdır.

Ama ne yazık ki Devlet Bahçeli ya milli hasletlerini ya da aklını yitirmiş bir kişi görüntüsü veriyor.

Her şeye "Hayır" dediği için hem temsil ettiği çizgi etkisini yitiriyor hem ülke kaybediyor.

Girdiği bir yığın seçimde partisine bir arpa boyu yol aldıracak dinamizm kazandıramamış bir isim Bahçeli. MHP'yi ana muhalefet partisi yapabilecek ve hatta iktidara taşıyabilecek çok önemli fırsatları değerlendirmeyi başaramadı. Buna rağmen sahip olduğu kredinin tek kaynağı, kritik dönemlerde göstermiş olduğu 'Milli duruş' idi.

Bahçeli, 7 Haziran'dan bugüne ve son olarak Ankara saldırısıyla ilgili ortaya koyduğu ciddiyetsiz ve gayri milli tavır ile bu duruşu kaybetti. Dolayısı ile kredisi de tükendi.

Hem millet, hem partililer nezdinde...

Geçmiş olsun Bay 'Hayır'!

ANKARA'DA "HİZAYA GEL" MESAJI

Ülke olarak tarihin en sancılı dönemlerinden birini yaşıyoruz. 7 Haziran'dan sonra tahayyül dahi edemeyeceğimiz olayları art arda yaşamaya başladık.

Büyük bir oyunun ortasında olduğumuz aşikâr. Ölüm haberlerinin sıradanlaştığı, sıradan bir Ortadoğu ülkesine dönüşmemiz için ciddi bir oyun oynanıyor.

Amerika, Rusya ve Çin'in başını çektiği bir güç savaşının tam ortasındayız. Ülkemizde yaşanan üzücü hadiseler, önemli ölçüde, Türkiye'nin bu savaşta güçlü bir aktör olmamasına yönelik bir oyunun parçası. Özellikle Ankara'da yaşanan ve yaklaşık 100 kişinin ölümü ile sonuçlanan terör saldırısı Türkiye'nin 'hizaya' gelmesine yönelik büyük bir mesaj idi.

PKK'nın belinin kırıldığı ve hareket kabiliyetinin minimize edildiği bir dönemde böylesine büyük bir saldırının dış destek alınmadan gerçekleştirilmesi mümkün değildir. Bu eylemlerin ve mesajların 7 Haziran'dan sonra yoğunlaşmasının sebebi yönetim boşluğu ile doğrudan ilgilidir. 7 Haziran'da tek başına iktidar sonucunun çıkmaması "Kukla Türkiye" isteyen güçlerin tam da istediği ortamı oluşturdu. Yönetim boşluğu olan, kendi içinde parçalanmış, en anlamsız meselelerde dahi iç savaş çıkartabilecek beşeri enerjiye sahip Türkiye, tam da onların istediği Türkiye.

Bu kanlı çemberden kurtulmamızın yolu; birliğini, dirliğini ve kardeşliğini tesis etmiş, güçlü bir Türkiye tablosunu yeniden oluşturmaktır.

Bu kadar derin sosyolojik yaralara rağmen bu tabloyu yeniden oluşturup oluşturmayacağımıza yönelik ciddi endişelerim var. Nefret duygusunun benlikleri ele geçirdiği bir ortamda birlik ve kardeşliği nasıl tesis edebileceğimize yönelik bir bilgim yok.

Ama bildiğim bir şey var ki her birimizin müsebbibi olduğu bu kutuplaşmış ve güçsüz Türkiye tablosu, tarih boyu "yok olmamızı" arzulayan güçlerin tam arayıp da bulamadığı bir tablo...

Bu tabloyu değiştirmek, birliğini, dirliğini ve kardeşliğini tesis etmiş, güçlü bir Türkiye tablosunu oluşturmak zorundayız. Siyasetçinin görevi de bu, halkın görevi de...

Milli bilince ihtiyacımız var...

Bu kanlı çemberden çıkabilmek için her birimize düşen sorumluluklar var. Yönetirken, muhalefet ederken, konuşurken, yazarken, oy verirken vs. bu sorumluluklarımızın farkında olmak zorundayız.

Aksi halde tam da "istenilen" gibi ölüm haberlerinin sıradanlaştığı ve kardeşin kardeşi boğazladığı bir ülke olmaya mahkûm olacağız...

Allah esirgesin!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.