Siyasetçiler kendilerine yöneltilen kimi dilekler/ istekler karşısında kurtuluş yolunu “her şeyi devletten beklememek gerekir” anlayışında bulurlar. Doğru-yanlış tartışılır yanı elbette var bunun...

Bir kere devlet kapısını “umut kapısı” görmek güzel de, acaba bu her zaman geçerli mi? Bunu iyi irdelemek gerek... Kişisel sorunların aşılmasında siyasetçiden iltimas/ ayrımcılık beklemek olağan bir durum kazandı günümüzde... Çocuğunuz işsizse... Bir yakınınız iş sınavına girecekse... Bir kadrodan daha “yağlı” bir kadroya geçecekse...

Bekleme süresi dolmadan daha iyi bir yere ataması yapılsın isteniyorsa... Daha pek çok haksız, yasal olmayan konularda başvurulan kapıdır iltimas/ayrımcılık...

Ama doğrusunu söylemek gerekirse “her şeyi devletten beklememek” bir yana öyle konular var ki; yaşamda onlara kişisel ya da ortaklaşa sarılıp iş başarmanın mutluluğunu yaşayanlar bilir ancak... Büyük kentlerden kaçıp yaşamımın son dönemini geçirdiğim ilçemde böylesi ortak başarılara imza atılmış çok örnekler var. Örnek mi vereyim: Yıl 1946... Savaş sonrası... Kıtlık yılları...

İlçe halkı il merkezine ortaokulu okumaları için gönderdiği çocuklarının tasdikname alarak, yani okuma haklarını yitirerek eve döndüklerini görünce aralarında bunun barınma, beslenme, anne/baba himayesinin yokluğu, denetimsizlik vb. nedenlerden kaynaklandığını anlarlar. Sonuçta ilçede o tarihe değin görülmedik bir güzelliğe imza atarlar: ilçede, bölgede olmayan/başarılmayan, örneği olmayan “Özel ortaokul” açarlar. İlçenin eğitim alanında önü açılmıştır böylece...

Gel zaman-git zaman ortaokulu bitiren öğrenciler de okumak için il merkezine gitme durumunda kalıp, ayni nedenlerle başarısız olunca, ilçe halkı yine bölgede görülmedik/yaşanmadık örnek bir başarıya imza atarlar: İlçede “Özel lise” açarlar. Bizim halkımız böyledir. Devletinin uzanamadığı konuları “karınca kararınca” olanaklarıyla çözüme kavuşturmada birbirleriyle yarışıp mutlu olurlar. Yaşadığım ilçede bunun pek çok örneği var. Ben sadece eğitim alanına işaret ettim.

Evet, “Her şeyi devletten beklememek gerek...” Ülkemiz 1960’lı yıllardan beri büyük bir iç göçmenlik olayının sancılarını yaşıyor. Özellikle Doğu Karadeniz’de tarım alanlarının miras yoluyla bölünüp küçülmesi sonucu erkek nüfus geçim için gurbete çıkışı kurtuluş yolu seçiyor. Sonuçta, çoğunlukla yaşlılar toprağının/arazisinin başında zorunlu olarak kalıyor. Bu insanların çoğu yaşlı ninelerimiz/kadınlarımız oluyor. İşte bu kadınlarımızın çoğu bakıma muhtaç, kalpleri şefkat dolu ninelerimiz... Devletin az-çok yaşlılık aylığını alıyorlar. Kimi güçten/takatten düşmüş, kimi görmüyor. Kimi yatalak... Bu güzel kadın/erkek insanlarımızın bir kısmına Gürcü kadınlar bakıyor. Bunu devlet ilgilileri biliyorlar.

Demem o ki, her şeyi devletten beklemeyen, yardımın, iyiliğin Allah katında kutsanacağını bilen nice insanımız var bu ülkede... İşte onlara sesleniyorum. Allah aşkına ilçe ilçe bir araya geliniz. Bulunduğunuz yörelere birer “Özel Yaşlılar Yurdu” yaptırınız. Göreceksiniz, bundan büyük mutluluk duyacaksınız. Çünkü bu insanlarımızın “yaşlılık aylıkları” bu huzur yuvalarının döner sermayesi için yeter de artar bile... Bu kadar basit “hayır kapısı” başka daha nasıl aralanır?

Bana da haber veriniz. Ben de elimden gelen katkıyı verip mutlu olayım sizlerle...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com