Sevgili dostlar! Hayatta hemen her işimde devamlılıktan yana oldum. Bu konuda bana gelenekçi diyebilirsiniz! “Taş yerinde ağırdır!” ilkesini hiç unutmam… Ekip olmak, takım olmak için mutlaka o ruhu yakalamak gerek… Yakalamak için de sabırlı olmalı insan…

         41 yılı bizzat yazılı basının içindeki aktör olmak üzere, 50 yılı aşkın süredir bu camiadayım! Önce koltuklarımın altında gazete satarak, sonra da her nasılsa veya hasbelkader boyalı basının içine girdim ve bir parçası oluverdim!!!

Öğretmenlik mi, basın mı?” sorusunun cevabı “basın” oldu! Bugün yaygın adıyla medya… İsteyerek girmedim bu mesleğe… Sadece iş diye baktım önceleri… İş ciddiye binince ben de ona göre davrandım… İsteyerek, severek başlamadım ama; yapınca en doğrusunu, en ciddisini yapmaya çalıştım. “Bunda ne kadar başarılı oldum?” sorusunun cevabını ben değil siz okurlar verebilirsiniz ancak!

Sonuçta 1975’ten itibaren, kısaca bocalama dönemimdeki Hürriyet Haber Ajansı muhabirliği, Yenigün ve Türksesi Gazeteleri yazı işleri müdürlüklerinde geçen 6 yıldan sonra 1980 – 2000 yılları arasındaki 20 yıl boyunca Anadolu Ajansı’nda çalıştım. 2000’de emekli oldum ve 2002’de o zamanki adı Karadeniz Haber olan, sonra TAKA’ya dönen gazetede tam 14 yıl aralıksız spor yazarlığı yaptım! 20 yıl AA’da, 14 yıl TAKA’da… Bu arada ek olarak 2007 – 2012 yılları arasında 5 yıl Yeni Şafak’ta da spor yazarlığı, TRT Trabzon Radyosu’nda da 2007 – 2010 yılları arasında 3 yıl boyunca her hafta futbol yorumculuğu yaptım! Bu zaman dilimleri basın için çok çok uzun sürelerdir!

Bu dönemlerde güzel insanlar tanımakla birlikte, camiamızın ancak Fahişeler Sokağı’na yaraşır kişilerini de gözlemedim değil! Bu ikinci bölüm için farklı düşüncelerim var! Güzel insanları anlatıp unuttuklarım olabilir. Kimseyi üzmeyelim! Bu nedenle şöyle diyebilirim: Özellikle Taka’da bu kadar uzun süre birlikte çalıştığım tüm arkadaşlara, gençlere, ama illa da Ahmet Sancak Bey’e selamlar, saygılar…   

Bakarsanız; ilk gençlik dönemlerim hariç hep uzun süreli çalıştım! Bu dönemlerde sıkıntılarımız da oldu, sevinçlerimiz de… Hepsini içimizde öğüttük. Onlarla birlikte yaşadık ve kabul ettik! Ama herkes bilir ki her şeyin bir sonu vardır. Hayat hep acılarla ya da sevinçlerle dolu değildir! Aslında hayat bizim ona baktığımız gibidir. Biz gülersek o da bize güler. Ağlarsak bizimle ağlar! Tıpkı mutluluk gibi… Ne demiş mütefekkir: “Mutluluk yuvarlandığı zaman arkasından koştuğumuz, durduğu zaman ise ayağımızla iteklediğimiz bir top gibidir…”

Ve en önemlisi ise; her insana ama, her insana hayatta bir kere mutlaka büyük ikramiye çıkar!!! Ne garip, ne tuhaf ki insanoğlu bunun hangisi olduğunu anlamaz!

Sevgili dostlar Taka’dan ayrıldım ve Karadeniz’de İlkhaber’in yeni sularına yelken açtım! Hiçbir garantisi yok, iyi de yüzme bilirim ama Karadeniz’in suları hırçındır! Zaten hayat da böyle değil mi? Yarın ne olacağını bilmeden yaşayıp gitmiyor muyuz?

Kişi olarak hemen her işimde asla ilk vazgeçen olmadım. Kolay kolay da vazgeçmem… Amma bir kere vazgeçtim mi her şey biter! Asla geriye bakmam ve bakmadım da… Hasılı sevgili dostlar; Bazen gitmeyi, bazen bırakmayı bilmek gerek! Bazen her şeyi geride bırakıp, arkaya hiç bakmamayı denemek gerek… HeraklesBir suda iki kere yıkanılmaz”ı boşuna dememiş!

O zaman, merhaba diyerek Karadeniz’de İLKHABER’de başlıyorum. Hadi rastgele…


11-016.jpg
YENİ TRABZONSPOR!
Trabzonspor
yeni bir yapılanma içine girdi. Çok büyük sorunları var. Borcu dağları aşmış. Bir önceki yönetim her şeyi tarumar etmiş, yakıp yıkmış… Muharrem Usta ve ekibi yeni bir kadro oluşturmanın çabası içinde… Ersun Yanal’ı bu nedenle takımın başına getirdiler. Söylemleri ile eylemleri birbirini pek tutmasa da her zaman dediğim gibi kredilerini henüz kullanmadılar. Ancak yine yazayım da insanlar iyice anlasın! Hiçbir kredi sonsuz değildir!

Gelelim yeni Trabzonspor’a… Geçen yılsonunda 6 – 0 mağlup olunan Kasımpaşa’yı 2 – 0 yenerek başlandı lige… İlk önce iyi haberleri yazalım: Yepyeni bir kadro ile, çok kötü zeminde ve üstelik taraftarsız bir maçta takımın 2 – 0’la sezona galip başlaması büyük bir olaydır! Saman alevi gibi olsa da bazı oyuncuların öne çıkması sevindiricidir. Her ne olursa olsun takımın geçen sezon gibi bir kabus dönemini geçirmeyeceğinin işaretleri var!

Ancak; Trabzonspor henüz futbol adına ortaya bir şey koymadı. Yanal maç sonrası “İdman maçlarında bile bu kadar kötü oynamadık!” derken gerçeği açıkladı! Trabzonspor’un zamana ihtiyacı var. Ama taraftarın sabrı var mı bilemem! Ayrıca özellikle iyimserler, takıma gaz vermeyi bırakıp gerçekleri söyleyip, yazsalar daha faydalı olurlar! Çünkü, Trabzonspor’un mağlup ettiği Kasımpaşa geçen sezonki gücünün yarıdan çoğunu yitirdiği gibi, yeni oyuncu da alamadı. Yani küme düşmenin sezon başındaki adaylarından biri… Yarın transfer yaparlar mı onların sorunu ama bu görüntü ile Trabzonspor eğer büyük umutlar beslemeye başlarla yarın hüsrana uğrar. Unutmayalım geçen sezon da ilk 4 maçta 10 puan alınmış, sonrası ise tam bir felaket olmuştu!

Trabzonspor hakkında 5 - 6 hafta geçtikten sonra bir şeyler söylenebilir. Şimdilik ne alınırsa kardır diyelim… Ve fazla umutlanmayalım.

YORUMCULAR ‘DİYANET’TEN!
Rio Olimpiyatları
sona erdi. Türkiye biri altın 3’ü gümüş 8 madalya alabildi. Olimpiyat öncesi yabancı otoriteler Türkiye’ye tahmini olarak 7 madalyayı layık görmüşlerdi! Neyseki onları bir fazla ile yanılttık. Elbette dünyanın ilk 20 ülkesi arasındaki Türkiye’nin 104 sporcu ile katılıp sadece 8 madalya ile yetinmesi başarı değildir. Bunu sorgulamak gerek.

TRT’nin yayınladığı oyunlarda madalya beklenen tekvando, halter ve özellikle güreş dallarında mindere veya podyuma çıkan sporcularımızı yorumlamayanların ağzından “Allah, inşaallah, maşaallah, dua edelim”den başka söz duymadık! Ne teknik, ne taktik konusunda doyurucu kelamları yoktu.  Önce “Sporcumuz çok iyi başladı. İnşallah, maşallah, dua edelim!” Biraz sonra, “Sporcumuz bu rakibi mutlaka yener!” Sona doğru ise “ Olmadı, maalesef yine olmadı!”dan başka bir yorumları yoktu.

Böyle olunca da ister istemez “TRT, yorumcuları Diyanet’ten mi seçti?” diye düşünmedim değil!!! Elbette dua edilecek ama yorumcunun izleyiciye bilgi vermesi gerekmez mi?

12-003.jpg
AKYAZI’DA ŞEHİR HASTANESİ!
Herkes biliyor ki Akyazı’daki dolgu alanı Trabzonspor’a yeni stadyum ve spor tesisleri için ayrılmış ve ona göre Kıyı Kenar Kanunu değiştirilerek tahsis edilmiştir. Şimdi burada yapılmakta olan yeni stadyumun açılmasına aylar kala birileri çıkmış “İlla da Akyazı’da Şehir hastanesi yapılacak!” diye dayatıyor! Üstelik, karşı çıkanları da “İstemezükçü” olarak ilan ediyor!

Bunun olmayacağı, olamayacağını söyleyip, yazıyoruz. Çünkü, alan sadece ve sadece spor tesisi yapılması için doldurulmuştur! Şehir Hastanesi tamamen özel bir oluşumdur! Ne olup olmadığını Tabipler Odası Trabzon Şube Başkanı Dr. Ahmet Rıza Güner zaten açıkladı. Böyle olduğu halde hastanenin özellikle Akyazı’ya yapılmasında ısrar etmek insanın aklına bir şeyleri getirmiyor değil!

Şehir Hastaneleri ile ilgili o kadar eleştiri var ki… Bunlar aşılmadan, açıklanmadan, dayatma ile “İlla da yapılacak!” demek bunca insanı yok saymaktan başka nedir? Siz bırakın şehir hastanesini de mevcut devlet hastanelerini iyileştirin! Dağ başına yaptığınız hastanenin yolunu düzeltin. Ve yapacaksanız devlet hastanesi yapın…

Bir not daha: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Akyazı’ya spor tesisi dışında, tesis yapılmasına karşı olduğunu da mı duymadınız?

MEHMET TAN – AHMET KAYACIK
Trabzon Basını
çok değerli kişileri yitirdi. Sonbahar yaprakları gibi şapır şupur dökülüyoruz. Kaçınılmaz son! Aramızdan ayrılanlara gereken vefayı, saygıyı göstermeye çalışıyoruz. Yeterli değil elbet. Bir Ziyad Nemli, bir Orhan Kaynar her yıl anılıyorlar. Birinin adına büyük ödül veriliyor, diğerinin adı ise bir futbol turnuvasında tazeleniyor.

Bence eksik… Mesela, en az onlar kadar, hatta onlardan daha büyük bir gazeteci olan Mehmet Tan adına bir organizasyon yapılmaması gazetecilerin büyük eksikliğidir. Tan, Trabzon’un yetiştirdiği en büyük gazetecilerden biridir! Cemiyetimiz onun adına her yıl mesela “ Mehmet Tan eğitim semineri” düzenleyip bunu geleneksel hale getirebilir.

Aynı şekilde hem çok iyi bir gazeteci ve özellikle foto muhabiri olan rahmetli Ahmet Kayacık için de konumuna uygun geleneksel bir uygulama yapılabilir. Elbette her ölen gazeteci için bunlar yapılamaz ama en azından böyle özel isimlere ayrıcalık tanınabilir. Çünkü bizim bu insanlara borcumuz var. Mesleğimize büyük hizmetleri olmuşları unutmak gibi bir keyfiyetimiz olamaz!

EN UYANIK ANTRÖNÖR!!!
Gazeteciler arasında düzenlenen Orhan Kaynar Futbol  Turnuvası’nın finalini iki karma takım oynadı. İşin tuhafı iki karma takımda aynı kurumdan oyuncuların olmasıydı! Yetmedi iki takımın antrenörü de aynı kişi idi!!! Yani Orhan Çavuşoğlu! Elbette sözde!!! Haber61.net’ten Tuncay Lakot Şampiyonspor’da oynarken, aynı kurumdan yani Şükrü Üçüncü de rakip olan Diriliş Presspor’da oynamaktadır.

Sözde iki takımın antrenörü Çavuşoğlu her iki takıma da taktik vermektedir! Ama olayda bir tuhaflık olduğu gözlenmektedir! Maçta hangi takım gol atarsa Çavuşoğlu, orta alanın galip takıma yakın olan bölümüne geçmektedir!!! Aslında her golde payı vardır!!! Kim atarsa atsın!

Maç sonrası ise “ Benim takımın kazandı! Zaten her halükarda ben kazanacaktım!” demektedir! “İyi antrenör mü, yoksa uyanık antrenör mü?” Bu işin şakası… Orhan Çavuşoğlu’nun kendini tevekkelliğe vermesine bakmayın, hem iyi antrenördür, hem de maçı iyi okur! Tabii Şükrü Üçüncü’nün diline düştüğünü de hatırlatayım!

Maçı Tuncay Lakot’un takımı 4 - 2 kazandı ve Lakot da geçen yıl olduğu gibi yine gol kralı oldu. Aramızda kalsın ama Lakot da fena futbolcu değilmiş hani!

TÜFAD, ÖZYAZICI, SÜMER!
TÜFAD Trabzon Şubesi
tarafından organize edilen TFF C Antrenör Kursu’na Ahmet Suat Özyazıcı’nın adının verilmesi ve açılışta TÜFAD Onursal Başkanı Özkan Sümer’in Özyazıcı ile ilgili yaptığı müthiş hitabeti, onu sözleri ile yüceltmesi harika bir vefa örneği idi! Her iki efsane hocanın bir arada olmaları zaten başlı başına olaydı. Ama Sümer’in Özyazıcı’yı Trabzonspor’un başarılarının en önüne koyması hem tevazu içeriyordu, hem de eski dostuna büyük bir saygı serenadı idi! Biz işte bu yüzden Özyazıcı’yı da, Sümer’i de seviyoruz. İyi ki varsınız, çok yaşayın, sağlıklı yaşayın! Ve Hayri Tekelioğlu’nu da unutmayalım. TÜFAD şube başkanı Tekelioğlu, daha önce de Kenan İskender’e gösterdiği vefa örneğini bu kez Özyazıcı için, ekibiyle birlikte gerçekleştirdi. Ve şimdi yaşarken bir jest de Sümer’e yapılırsa harika olur derim…

ŞİKECİLERLE FETÖCÜLER!
Şike olayına karışan bazılarının cımbızla seçilip buhar edilmeleri gibi, 15 Temmuz darbe kalkışmasına neden olan fetöcülerin önemli bölümünün de aynı şekilde sırra kadem basacakları zannı var bende… Nasıl ki şike olayına karıştıkları bilindiği, tapelere girdikleri halde “sihirli eller” tarafından oradan çekilip alınan ve kamunun çok iyi bildiği isimler gibi, şimdi de televizyonlar arasında konsomatrislik yapan birçok eski fetöcünün hiçbir şey olmamış gibi tavırları akla birçok sorular getiriyor! Derim ki uykuları 40 - 50 yıl süren fetöcülere dikkat edin! Bu uyanışları da sahte olmasın? Sanırım bu karmaşada şikeciler gibi çokları da yırtacak!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
www.karadenizinsesi.com.tr