Ankara’da herkes başkanlık sistemini tartışıyor. Herkes doğru sistemi arıyor. Aslında millet Ak Parti’ye 2002’de iktidar yolunu açtığında neden bıkmıştı, onu hatırlamak lazım. Millet koalisyonlardan bıkmıştı. O günleri hatırlayın. Her 6 ayda iktidar ortak değiştiriyordu. Esnaf kasayı başbakana fırlatıyordu. Cumhurbaşkanı devletin kanunlarından dem vuruyordu. Koalisyon ortağı partiler, kendilerinin yönettiği bakanlıklarda, “malı nasıl götürebilirim” derdine düşmüşlerdi. Kısacası her parti devletten bir parça et koparıp karnını doyurmanın peşindeydi. Peki ya millet neyin derdindeydi? Ekmek derdinde. Evindeki hastası başında kalmış, okuyan çocukları harçlıksız kalmış, cebi parasız kalmıştı. Millet siyasetteki kavgalardan bunalmıştı.

Siyasetçilerden nefret eder hale gelmişti. Yarın ne olacağını kimse kestiremiyordu. O günlerde istikrarlı, ne yapacağını bilen ve yaptığı icraatların hesabını vermeye hazır bir iktidar özlem haline gelmişti. Biraz da son çare olarak millet o günlerde AK Parti’yi denemeye değer buldu. Denedi ve denedikçe de bırakamadı.
İstikrarın tadını almıştı bir kere. Her şey istikrar için. Nitekim iktidarın, yıpranmasına rağmen hala oylarını her seçimde az çok artırmaya devam etmesi ve en sonunda yüzde 50 oranının bile üzerine çıkması ancak milletin istikrar talebiyle açıklanabilir. İstikrarın yönetim sistemine yansıtılabilmesi için ise başkanlık sistemi temel şarttır. Çünkü millet öyle ya da böyle tek başına yüzde 50 oy almış bir iktidara en az 4 yıl hizmet etme fırsatı vermektedir. Eğer yapılanları beğenirse bu fırsatı 8 yıla da çıkarabilir. Böylece muhalefet de tek başına iktidar olabilmek için kendi çalıp kendi oynamak yerine, ayakları yere basan projelerle milletin karşısına çıkar.

Önce şunu tespit etmek gerekir. Başkanlık sistemi Türkiye’yi uzun süreli olarak kalkındıracak tek sistemdir. Bu sisteme karşı çıkanlar, bu sistemde iktidar olabilmeyi hayal bile edemeyenlerdir. Hiçbir zaman milletin yüzde 50’sine ulaşabilme imkânı olmayanlardır. Başkanlık sistemi milletin zararına değil, milletten uzak ideolojik hayallerinin peşine düşenlerin zararınadır. Bazıları da devlet olmadan demokrasi arıyorlar. Yani hani derler ya “cin olmadan adam çarpmaya” kalkışıyorlar. Devlet olmadan, devletin gücü ve kamu yararı kabul edilmeden demokrasi peşine düşersek, çözülürüz, dağılırız ve herkes kendi hakkını kendisi aramaya kalkar.

Kaos olur, kargaşa olur, kamu düzeni bozulur ve Thomas Hobbes’un bahsettiği “Orman Kanunu” ortamına geri döneriz. Kaldı ki bu milletin tarihi ve yönetim tecrübesi başkanlık sistemine daha uygundur. Bu toplumda iki kardeş bir araya gelip bir şirketi bile kavga etmeden yönetememektedir. Ortaklık kültürü zayıf, güçlü iktidar kültürü yaygındır. Ancak farklılıklara karşı da geleneksel bir saygı vardır. Bu saygı ortamını zorlayarak hoşgörüye dönüştürmeye çalışmak da yanlıştır. Toplumsal huzur için sadece saygı yeterlidir. Herkes hoşgörü değil, saygı beklemektedir.

2015 seçimleri başkanlık sisteminin halk tarafından kabul edilip edilmeyeceğinin test edileceği bir seçim olacaktır. Bu seçimde başkanlık sistemi isteyenler AK Parti’ye oy verecek, koalisyonlarla devam etmek isteyenler diğer partilere dağılacaklardır. Ancak başkanlık sistemi sadece başkanın seçilmesinden ibaret değildir. Bu sistem topyekûn bir zihniyet değişimi gerektirir. Başkanlık sisteminin beraberce yaşamak zorunda olduğu en önemli değişikliği hatırlatmakta yarar görüyorum: Ülke yerinden yönetim anlayışına geçmeli ve bölgesel kalkınma modelleri hayata geçirilmelidir. Bölgeler, merkezin bazı yetkilerini devralmalı ve yerinden yönetim uygulamaları artmalıdır. Örneğin, illerin ve bölgelerin yöneticileri valiler ve belediye başkanları seçimle gelmelidir. Bakanlıkların il müdürlüklerine yetki devirleri yapılmalıdır. 

Millet bulunduğu yerde kendi kendisini kendi insanıyla yönetebilmelidir. Merkezi yönetim ise bu orkestrayı yöneten bir koordinatör hüviyetinde olmalıdır. Merkezde güçlü ve uzman nitelikte bir bürokrasi kurulmalıdır. Ancak bu yapı bürokratik oligarşiye bağlı değil, devletine, milletine ve onun seçtiği başkana bağlı olmalıdır. Bürokratik oligarşi, zenginlerin perde arkasından memurları menfaatlerine göre kullanması demektir. Başkana muhalif bir bürokrasi kabul edilemez. Bürokratik vesayet denilen şey de budur.  Sözün özü, bu seçimler başkanlık sisteminin yoğun olarak tartışılacağı seçimler olacaktır. Ancak bu süreçte sadece başkan kim olur mantığından hareket edersek hata yaparız. Sistemi bir bütün olarak ele alıp Anayasa değişikliğini, olması gereken yeni sisteme göre yapmalıyız. Zamanında paralel yapının Abant’ta açıkladığı 18 kuralı unutmalıyız. Hala onların ağzıyla konuşanlar var. Başkanlık sisteminden önce demokrasi aramak manidardır ve beyhude bir çabadır. İyi niyetli de değildir. 

Çatışmaları körüklemekten öteye gidemez. Çünkü iyi işleyen bir özgürlük ortamı için kalkınmaya hazır, güçlü ve kendine güvenen bir devlet yapısını kurmak durumundayız.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
www.karadenizinsesi.com.tr