Gültür Turizmi Guymakla Olmuyor!

Kültür Bilimleri Akademisi Başkanı ve Karadeniz Teknik Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kemal Üçüncü ile kent turizmini konuştuk. Prof. Dr. Üçüncü, turizm adına atılan adımlarda profesyonel destek alınmadığını ve şehir müzesinin bile fabrikasyon bir ürün olduğunu savundu. Üçüncü, “Gültür turizmi, guymak yiyerek olmuyor” sözleriyle mizahi bir eleştiri yaptı.

PROF. DR. KEMAL ÜÇÜNCÜ’NÜN DEĞERLENDİRMELERİ ŞÖYLE:
Soru: Trabzon genel olarak tarih, kültür, sanat ve son dönemlerde de turizm kenti olarak tanımlanıyor. Şehir olarak bu tanımların altını doldurabiliyor muyuz?
Cevap:
“Trabzon için ‘5 bin yıllık kültür, sanat ve spor şehridir’ diyorlar. Klişe bir slogan olarak duruyor. Ama teker teker bu başlıkların altına baktığımız zaman son 20 yıl içinde pek bir şey koyulduğunu göremiyoruz. Başlıkların altı dolmuyor. Tarihe baktığımız zaman Trabzon 5 bin yıllık bir kenttir, Anadolu’da gelenekleri en güçlü yörelerden birisidir, hatta kültürlerin kaynaşma noktasıdır. Kuzeyi güneye, doğuyu, batıya bağlayan ve İpekyolu’nun tali yolları üzerinde olan çok önemli kentlerden birisidir. Fakat bu büyüklüğe, bu iddialı başlığın altına uygun bilimsel, kültürel faaliyetler, planlamalar maalesef ki yapılamamıştır. Mesele çağdaş toplumlarda olduğu gibi ciddi bir planlama ile ele alınmamıştır. Bu şundan kaynaklanıyor: Türkiye’nin genelinde olmayan, bize özgü Samsun’dan Hopa’ya kadar her şeyi bilme hastalığı vardır. Hemen herkes her konuda görüş sahibidir. Bu duruma bölgeye gelen idareciler de kısa sürede intibak etti. Haliyle herkesin her şeyi bildiği ve konuştuğu kakafoni korosu ortaya çıkmış oluyor. Arı vız vız ama ortada ne bal var, ne mum. Şehrin yöneticilerinin bu başlığın altını dolduramadığını görüyoruz. Kaynaklar heba ediliyor, bol toplantı yapılıyor, çaylar içiliyor ve herkes dağılıyor. Aynı bilgi evreni yerine yeni bilgilerle, dünyada neler yapıldığına bakmak lazım.”

Soru: Trabzon Şehir Müzesi’ni nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cevap:
“Çok iyi niyetli bir girişim. Oltan Vakfı buraya ciddi bir destek sundu. Belediye de iyi niyetle girişti işe. Bunu ana başlık olarak söylüyorum ama maalesef karşımızda olan müze uygulaması fabrikasyon bir müze uygulaması. ÇEKÜL Vakfı’nın, Türkiye’nin pek çok yerinde uyguladığı bir modeldir. Bir kültürün, bir bölgenin müzelenebilmesi için öncelikle o bölgenin birkaç yıl öncesinden kültürel envanteri çıkartılması lazım. Bir de neyi müzeyeleceğinize karar vermelisiniz. Kent müzesi diyorsunuz ama içerisi etnografik. Kent kültürü, kırsal kültür değildir. Bunları ayırt edeceksiniz. Bu işin uzmanları bir araya gelip ciddi çalışma yapması lazım. Kimin elinde ne var, kişiler kimlerdir, kimlerden satın alınabilir, bağış alınabilir şeklinde çalışılmalıdır. Ben biliyorum ki Trabzon’un, Türk tarihini 5 bin yıl öncesine götürecek olan bir İskit iğnesi var. Bu satın alınabilir. İnsanların elinde tarihi eserler var, bunlar müzelenebilir. Karşımızda içinde obje olmayan bir müze var. Biz şimdi neyi müzelemiş olduk? Kostaki Konağı’ndaki Trabzon Müzesi’nden farkı ne bu müzenin? Trabzon Müzesi’nin alt katında kalmış arkeolojik eserleri burada müzeleyebilselerdi bu bile çok daha iyi olurdu. Karşımızda esersiz bir müze var. Bu anlamda çok yetersiz. Trabzon’da bir denizcilik, doğa tarihi, hatta açık hava müzesi mutlaka olmalıdır. İşte bunlar olduğu zaman kültür ve ekolojik turizmi yapmaya hazır olursunuz. Turizmin en zayıf halkası Karadeniz, Trabzon’dur.”

Soru: Akçaabat Orta Mahalle’nin UNESCO listesine alınması için oluşturulmuş komisyonda da yer alıyorsunuz, burada çalışmalar nasıl gidiyor?
Cevap:
“Bölgenin kültürel mirası tescillenmiş değil. Böyle bir komisyon kuruldu, çalışmalarımızı da yaptık. Ama maalesef imkanlar yetersiz. Biz kendi imkanlarımızla buranın bilimsel ve alt yapı çalışmalarını gündeme getirdik. Uluslararası bilim insanlarından oluşan bir grupla önümüzdeki günlerde bu konuyu çalışacağız. Orta Mahalle bu anlamda önümüzde somut bir örnek ama gerekli desteğin verilmesi lazım. Orta Mahalle bölgemizi, ülkemizi ön plana çıkaracak önemli bir kültürel miras. İlimizde pek çok kültürel miras var. Fakat turizm çalışmaları geleneksel hamlelerle yapıldığından bir sonuç alınmadığını görüyoruz.”

Soru: Yapılan hamlelere baktığımızda evet, turizm kenti olmak istiyoruz fakat ya doğa katliamı ya da deniz dolgusu söz konusu. Deniz kenti olup plajın olmaması ya da denizden bu kadar uzak kalmak turizme ne derece katkı sağlar?
Cevap:
“Denizle hiçbir irtibatımız kalmadı. Bu bölgeye gelen turistlerin denize karşı oturup, çay içebilecekleri, gezinti yapabilecekleri alanlar yok. Hedef kitlemizi iyi tanımamız lazım. Mesela İran, 10 Muharrem nedeniyle tatil yapıyor. Bütün bunlar bizim kullanabileceğimiz kültürel materyallerdir. Bölgenin sanatçıları konserler vermeli, konferanslar, festivaller yapılmalı. Bakınız, tiyatroya özel aracınızla gidebilmeniz için uzay aracınız olması lazım. Çünkü trafik akışı düzenlenmemiş ve uygun değil. Uygar bir kentte sanat, kültür bu şekilde cezalandırılır mı? Dünyadaki gelişmeleri takip edemiyoruz. Düz arazide viraj yapan müteahhitlerle, tarihi esere pimapen takan restorasyoncularla kültürel gelişme kaydedemeyiz. Mesela Yeşil Yol gibi büyük projelerde üniversite ile çalışılmalıdır. Ama bakıyoruz ki takas-tukas torpille belediyeye girmiş, ömründe tarla duvarından başka inşaat yapmamış çocuk, uluslararası yol planlıyor.”

Soru: Sosyal medyadan takip ettiğim kadarıyla mizahi bir dille ‘Gaygana, guymak ve gültür patlaması’ diyerek eleştirdiğiniz ve bazı şeylerin yanlış gittiğine işaret ettiğiniz durumlar var, nedir bunlar?
Cevap:
“Ortalık Hopa’dan Samsun’a kültür uzmanı dolu. 19. yüzyıl Osmanlı döneminin en önemli eseri ile serender dediğimiz köy yapısı yan yana. Bunları yan yana koyan kafadan ben nasıl bir ‘Gültür’ bekleyeceğim. Gülbaharhatun’un türbesi 10 sene sonra çöker, yol alttan geçirilemez miydi? Burada bir ‘Gültür’ alanı inşa edilemez miydi? Trabzon kültürü serender ve kuymaktan kurtulamadı. Eğer bundan kurtulamazsak yerelliğin kuyusunda yok olup gidecek. Halbuki, bunlar folklor ve etnografik açıdan işlendiği takdirde uluslararası düzeye gelir. Gitar, İspanyol çobanlarının elinde kalsaydı dünyanın en görkemli sahnelerinde şimdi çalınamıyor olacaktı. Yerel kültür, markalaşır ve yeni bir formda bugünün ihtiyaçlarına uygun konsepte sunulursa bir yere gelirsiniz. Görgüsüzlük yapıp, deniz kenarında kuymak satmak son yılın ve buraya özgü bir durumdur. 20 yıl önce Trabzon’da deniz kenarında kuymak yenmezdi, bu kuymak kötüdür demek değildir. Serenderi yükleyip Almanya’ya götürüyorlar. Köln Katedrali’ni gören biri senin serenderini ne yapsın? Trabzon sadece serender, peştamal, köfte, kuymak, patates haşlaması ve ekmek değildir. 5 bin yıldır insanlar burada bir şey üretti onu ön plana çıkaracaksın.”

Soru: Eleştiri getirdiğiniz noktaları düzeltmek adına yerel dinamiklerin paydaşları kimler olmalıdır?
Cevap:
Siyasi görüş ve parti ayrımı yapmaksızın tüm paydaşlar davet edilmelidir. Kültür üst bir başlıktır. Dünyada siyasi kimliklerin üstündedir kültür. Kültürel miras üzerinden bir ayırımcılık yapılmamalı, çünkü kültür sadece bir kesime değil, her kesime aittir. Bizim gibi gelişmekte olan toplumlarda bir de sahte ihtisaslar söz konusudur. Adam müzecilikle ilgili konuşur ama o güne kadar bırakın müzecilik üzerine eserini, bir cümlesi dahi yoktur. Evrensel ölçekte uygulamalara, Türkiye’deki başarılı uygulamalara bakılsın. Şöyle bir şey de anlaşılmasın; ‘Niye bana sorulmuyor?’ demiyorum. Böyle bir derdim yok, sadece yörenin bir insanı olarak vicdanen rahatsızlık duyuyorum. Karadeniz bu haliyle bir morgu andırıyor. Herkes kendi dediğini işitiyor. Halbuki, yörenin ve ülkenin en büyük potansiyeli bu kenttedir.”

Soru: Tarihi surlar istenilen görsellikte mi?
Cevap:
“Tabi ki değil. Surlar, Tabakhane, Zağnos Vadisi kentsel dönüşümle yeniden kazandırılan yerler. Bunların doğru çalıştırılması gerekiyor. Mühendis, mimar kalkıyor kendi kafasına göre bir şey yapıyor, sonra oldu da bitti maşallah. Bunların yaşayan kültür içerisinde işlevinin ne olacağı iyi düşünülmelidir. Yapılan yere bir işlev kazandıramadıysanız yaptığınızın bir anlamı yok. Surlar, kent merkezinde yer alıyor, burada gezinti alanı olmalı, geleneksel sergilerin olduğu butik solanlar, kitapçılar, kafeler olmalıdır. ‘Gültür’ turizmi, ‘Guymak’ yiyerek olmuyor. 100 yıl önce Trabzon, kent kültürü açısından çok daha nitelikli ve zengindi.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com
Avatar
sabri müzennet 2 ay önce

guymakla olmuyorsa yanında birde gazi galdıran yapın