15 Haziran 2017 Perşembe 16:58
Bindiğimiz Dalı Kesiyoruz

Karadenizin Sesi / Aleyna BAYRAM- Karadeniz Teknik Üniversitesi Orman Fakültesi Yaban Hayatı Ekolojisi ve Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Kocabaş balıklandırma faaliyetlerini ve Trabzon'da yapılan projelerin suda yaşayan hayvanlar üzerindeki etkisine değindi.

Geri Dönülmez Yol – Genetik Kirlilik

Balıklandırmanın sorumluluk ve kurallara bakılmaksızın yapıldığını kaydeden Kocabaş, “Karadeniz’de balıklandırma faaliyetleri değişik kişiler ve kurumlar tarafından çeşitli şekillerde yapılıyor. Vatandaş, belediye, DSİ, araştırma enstitüsü ve milli parklar yapmış. Sorumluluk ve kurallara bakılmaksızın yapılmış, şimdilerde ise biraz daha profesyonelce yapılmaya çalışılıyor. Su kaynaklarına gittiğimizde sürprizlerle karşılaşıyoruz. Başka türlerden balıklar dereden çıkıyorlar. Su kaynağına gittiğinizde orada ne olduğunu bilmenize rağmen başka bir şeyle karşılaştığınızda bunun birine fatura etmeniz gerekiyor. Bu bir genetik pislik. Ve bunu temizlememe şansınız yok. Doğal stoklarımız genetik olarak imha oldu. Uzungöl’ün yukarısında Abant alabalığının ne işi var. O hat Anadolu formunun ve Karadeniz alabalığının olduğu bir yer. Ama oralarda Fransız kökenli alabalığına bile rastlamak mümkün. Onların orada ne işi var. Genetik bozukluk. Bu günah kimin, bulunması gerekiyor. Niye balıklandırma yapılıyor konusun da girersek neden balıklandırma yapılıyor. Koruyun korumak yeterli. Bir balık 200 gramsa 100’e kadar yumurta veriyor.  Kirlilik olduğu için yumurta açılmıyor, balık yem bulamıyor. Ne yapacaksınız sürekli balıklandırma mı yapacaksınız!” şeklinde konuştu.

Doğaya Aldırış Etmiyorlar

Doç. Dr. Kocabaş HES’lere karşı olmadıklarını belirterek fizibilite raporlarının uygulanmadığı için doğal dengenin bozulduğunu söyledi.

Kocabaş, “Biz HES’lere karşı değiliz. Enerji olması gerekiyor. Ama HES’lerin başındaki kişiler bu projeleri yaptıklarında fizibilite raporlarında patlatmayı ne zaman yapacak, egzoz gazından ne kadar gaz çıkacak, motorundan çıkacak olan yağa kadar çok detay bilgilere kadar ekolojik olarak nasıl davranmaları gerektiği bilgileri var. Uygulamaya geçtiğinizde müteahhit firmalar bu bölgelere gelmeden taşeronlara işleri satıyorlar. Yani bu bölgenin insanlarına satıyorlar. Bölgenin insanları da işi yüzüne gözüne bulaştırıyorlar. Hiç doğaya aldırış etmeden, hiçbir kural gözetmeksizin çalışmalarını yapıyorlar. Patlatma yapıyor, derenin akış yönünü bile değiştirebiliyorlar. HES’ler balıkların üreme göçlerini engelliyor. Balık geçitlerine özen gösterilmiyor. Bizler HES’lere karşı değiliz ama çalışmalarda bu tür hassasiyetler gösterilmeli. Maçka’daki taşeronların dere yatağına betonlama yapmaları sonrası deredeki bütün alabalıklar zarar gördü. Maçka’da daha önce tonlarca üretim yapan çiftlikler şu anda alabalık üretim yapamıyorlar. Orada ki işletmelerin hepsi iflasın eşiğindeler. Üretim yapamıyorlar” dedi.

Şehre sığmıyoruz

Trabzon’a yapılan dolgu alanı projelerinin de denizlerdeki canlıları etkilediğini söyleyen Kocabaş, “Şehre sığmıyoruz. Biz insanoğlu her zaman istilacı olmuşuz. Ya Trabzon içerindeki mevcut yere sıkışacağız, ya da genişleyeceğiz. Mecbur genişleyeceksiniz. Genişleyeceksiniz ama Çimento fabrikasının kurulduğu yer gibi hatalar yapmayacağız. Dolgu yapılacak alanlar kolay oluşmadı. Biz suyu sürekli karşıya doğru itiyoruz. Ama biliyoruz ki deniz balıklarının çoğunun yumurtaları suda yüzer. Dolgu yaparken zemin yapısını bilmiyoruz. İyi tespit edilmesi gerekiyor. Dolgu alanları oluşturup yapılan devasa projeler suda yaşayan canlıların yaşam alanlarını mutlaka etkiyecek. Eğer gerekli çalışmalar yapılmazsa, zemin yapısı iyi tespit edilmezse geri dönüşü olmayan yollara girebiliriz. Bunlar bizim Nasrettin hocanın hikayesi gibi kendi bindiğimiz dalı kesmek” dedi.

Son Güncelleme: 15.06.2017 17:37
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com