İstanbul’da yaşayan bir dostum, dün e-posta göndermiş.

Özlem dolu…

Diyor ki;

“İstanbul’da doğan güneş artık mutluluk vermiyor bana. Kırsalında, ormanında, çayırında çimeninde atamın, dedemin ayak izlerinin, yaşanmışlıklarının bulunduğu köyümü özledim.

Hayat şartları bedenlerimizi uzak diyarlarda yaşamaya mecbur kılsa da, ruhumuzu sılamızdan asla koparamıyor. Adı büyük İstanbul’da, dostluklar, arkadaşlıklar, komşuluklar, ilişkiler hep suni, sevgiler adeta hormonlu. Oysa benim memleketimde, doğa kadar insanların samimiyeti de organik, bozulmamış. Yıllar yaşımızı olduğu gibi hasretimizi de büyütüyor.”

Şöyle devam ediyor;

“Şimdi bizim oralarda renk cümbüşü vardır. En güzel kokuları yüzüne çarpan bir meltem, bedenindeki bütün yorgunlukları alıp götürür. Kayalıklarda yankılanan her keklik sesi ruhunu okşar, kuş cıvıltıları yeryüzün en güzel orkestrasını oluşturur.”

***

Dahası var ama uzatmayalım.

Yıllarım gurbette geçti.

Memleket hasretini bilirim.

Nice insanların yaşamayı hayal ettiği anakentlerde yaşasanız da, oraya ‘benim şehrim’ diyemezsiniz.

Aklınız, özlemini duyduğunuz, hasretini büyüttüğünüz ve hepsinden önemlisi aidiyet hissettiğiniz yerde kalır hep.

Ne diyordu büyük şair Bedri Rahmi Eyüboğlu;

Kirazın derisinin altında kiraz,

Narın içinde nar,

Benim yüreğimde boylu boyunca

Memleketim var.

Canıma ciğerime dek işlemiş

Canıma ciğerime,

Sapına kadar.

Elma dalından uzağa düşmez,

Ne yana gitsem nafile.

Memleketin hali gözümden gitmez

Bin bir yerimden bağlanmışım,

Bundan ötesine aklım ermez.

Hepinize şahane pazarlar.

Kalın sağlıcakla…

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com