Türkiye içine düştüğü siyaset labirentinden çıkamıyor bir türlü... Sanılıyor ki, bu ülkede her şey siyasetle başlayıp onunla bitiyor. Böyle sanıldığı için de ülkenin ve insanının sorunları bitmiyor.

Bir kere siyaset her şey değil, onu belirtmek ve bilmek durumundayız.

Her alanda -eğitim, ticaret, sanat, bilim vb.- olduğu gibi siyasetin de belirlenmiş sınırları var. Bu sınırlar yasa, yönetmelik, genelge, örf ve adetlerle çizilmiş bulunuyor.

Kısacası siyasetin de demokrasi geleneklerinden gelen bir “kurallar manzumesi” var. Var, ama görüyorsunuz buna uyan, bunu takan yok ortada...

Ülkede siyaset algısı kafadan kafaya değişiyor.

Yani, her siyasetçi kendi kafasına göre takılıyor, “kendi doğruları”nı geçerli sayıp öyle hükmediyor.

Manzara ortada...

***

Demokrasinin gereği olarak siyasal partiler de var ülkemizde...

Partilerin genel başkanları ve yönetim kurulları... Yurt sathında örgütleri de...

Partilerin lokomotifi olan genel başkanlarının; bu ülkenin yönetimi, insanının refaha/mutluluğa kavuşması için çaba gösterdiklerinden kuşkumuz olmaması gerekir.

Kuşkumuz olsa bunca insanımız partilerin peşine takılır mı hiç?

Demokrasinin temel direği olan “halk desteği” açısından insanımızın bu konudaki inancını 15 Temmuz 2016 gecesi göstermesi tüm dünyaya örnek bir davranış oldu.

Türk halkının demokrasi inancını gösterdi.

Bununla gurur duyuyoruz şimdi...

Ancak, siyasetin tabanda oluşturduğu “demokrasiye sahip çıkma tutkusu” partilerin üst kademelerinde farklı algılanması “taban-tavan” tezadı oluşturduğunu göremiyoruz nedense...

“Taban”da oluşan ve 15 Temmuz gecesi sergilenen demokrasiyi sahiplenme hareketinde yaşanan bütünlüğün “tavan”da, yani partilerin üst düzeyinde sergilenememesi düşündürücü bir manzara oluşturuyor bugün...

Ülkemizin zor bir dönemden geçtiğini inkar edecek değiliz.

Böyle bir durumu görememek devekuşunun başını kuma sokması örneği, gerçeklerden kaçmak, gerçekleri görememek oluyor.

Tabandaki demokrasi inancını/ birlikteliğini/bütünlüğünü zedeleyecek, zaafa uğratacak her davranıştan ülke yönetimine talipli siyasetçilerin özenle kaçınmaları, çok duyarlı/dikkatli olmaları gerektiğini belirtmek durumundayız.

Ülkede siyaset yapanlar; öteden beri -nedense- “horoz dövüşü” olarak gördüler bu alanı...

Onlar... Onlar...

“Onlarsız demokrasi olmaz” inancını tabana geçerli bir görüş olarak kabul ettirip; “lider koltuğunu kapma yarışı”nda başarılı olanların kendi zaaflarını görememenin sıkıntısını yaşıyoruz nicedir.

***

Demokrasilerde “çok seslilik” bir koro güzelliğidir. Ancak, koro şeflerinin (parti liderlerinin); bu çok sesliliği “tek enstrüman şefliği” ne dönüştürmeye; bu antidemokratik çirkinliği yaratmaya/ istemeye/uygulamaya hakları olmadığını bilmeleri gerekiyor.

15 Temmuz ruhunun demokrasiyi savunma/koruma/ kollama sevdasını yürekten yaşayan insanımızın güzel günlere olan inancını selamlıyorum.

İnsanımızın bu inancına ve sahiplenmesine siyasetin zirvesinde bulunanların da ortak görüş etrafında buluşup bütünleşerek güzel ülkemizi yönetmelerini diliyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com