Hamsi 15 lira... Uzaktan seyret ya da yan sokaktan dolaş, görme dönemi... Doğu Karadenizlinin kış gününde sofrasından eksik etmediği hamsinin tadı eskisi gibi değil. Nerede o eskinin çıktığında köylerde “-Hamsi çıktııı!... Hamsi çıktıııı!» diye birbirlerine müjdeli haber verenler? Onbeş liraya hamsi... Görülmüş şey değil, yaşanmış hiç değil... “Hamsi Şairi”miz Baba Salim›in deyimiyle hamsi de “zengin yiyeceği” oldu. Rahmetli sağ olsaydı şimdi ne dörtlükler döktürürdü bu fiyat üzerine... Hey gidi Karadeniz... Adın “Kara” ama, sen eskiden ne cömert, ne gönlü zengin denizdin öyle... Gün gelir bahara yukarı havalar ısınmaya dönünce bu kıyıları terk edemeyen o her biri karış boyunda hamsiler istavritlerin, kofanaların saldırısından kurtulmak için kendilerini karaya, kumsala atarlardı. Deniz kıyılarına doluşan cümle alem sepetlerle hamsi avlarlardı. Nerede o günler? Bir bereket, bin bereket vardı o zamanlar... Çok değil yarım yüzyıl önceden söz ediyorum. Karaya vuran hamsilerle köylü-kentli “Hamsi bayramı” yapardı adeta... İsteyen taze-taze tereyağlı tavasını yapıp tüketirdi... İsteyen fırında limonlu, patatesli, maydanozlu ekşilisini... Ya da hamsili pilavını... Bırakın insanını içinin/dışının hamsi kokmasını, artan hamsilerden yaz mevsiminde tüketmek üzere bir tür lakerdası, çömleklerde “tuzlama”sı yapılıp yedeklenirdi. Karadeniz’de kimi yerlerde martı kuşuna “Hamsi Kuşu” derler. Ama asıl hamsi kuşu, hamsinin tuzlanmışına denir bu kıyılarda... Hamsi tuzlaması bir gece önce yeter miktarda tatlı suya alınır. Tuzu böylece çözülür, çıkar. Yapılacak hamsi kuşuna yetecek mısır unundan hamur yoğrulur. Tuzu alınmış hamsiler ile maydanoz bu hamura elle yoğrulup katılır. Hamsili, maydanozlu mısır unu hamuru avuç avuç alınıp içinde nefis/taze tereyağı eritilmiş tavaya küçücük-küçücük lokmalar şeklinde dizilir ve “kara ateş”te pişirilir. Bir yüzü pişince, diğer yüzü de pişsin diye tava kapağıyla alt-üst yapılır. Nar gibi hamsi kuşları... Dedim ya yeme de yanında yat... Hele de yaylada iseniz... Soğuk su başında... Salatanız var... Pişir pişir ye kardeşim daha ne istiyorsun?

Çocukluğumda İkinci Büyük Savaşı açlık/kıtlık yıllarını ben de yaşadım. Ama o zamanlar tüm dünyada savaştan kaynaklanan zorunluluklardı bunlar. Çok şükür atlatıldı. Çok gerilerde kaldı o yıllar... Ama o yıllar da hamsi, Karadeniz insanını unutmadı. Her yıl bu kıyılarda attığı turu tamamladı. İnsanımız ekmek bulamadı ama hamsi ile midesini değil gönlünü avuttu... Bilirsiniz, mübarek hamsi ekmek olmadan yenmez ki...

Gazeteciliğe başladığım 1950’li yıllarda bu kıyılarda hamsi daha bol avlanırdı. Babam rahmetlinin denizde iki teknesi vardı. Biri mavna idi. Karadeniz’e her hafta posta seferi yapan vapurlardan gelen yükleri boşaltmada; ya da İstanbul’a gidecek tereyağı, yumurta, kurufasulye, fındık vb. ürünleri yükleme işinde kullanılırdı. Diğer tekne ise motorlu idi. Peter marka gazyağı ile çalışan bir motoru vardı. Kistik Mehmet Reis, Mozik Ali, Kındaşın Rasim ve diğer tayfaların bir tekne hamsi avlayıp Sürmene, Of taraflarında 25 liraya sattıklarını bilirim. Ne bereketti o öyle... Babama tekne sahibi olarak 5 lira vermişler, geriye kalan 20 lirayı paylaşıp bayram etmişlerdi.

İşte hamsi böyle bir balık... Küçücük... Lezzetli... Bereketli... Bu yılın hamsi sezonu neredeyse gelip geçiyor. Ama gözlenen o ki, 15 liralık hamsiyi alıp bayram yapacak mideler özlem içinde... Ne desem ki!.. Her şey bizim eserimiz... Yıllardır hoyratça yapılan balık avcılığının sonucuna şimdi katlanmak durumundayız.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com