Batı veya Batılılaşmak sözcükleri her tartışmada duyduğumuz ve herkesin işine geldiği gibi içini doldurmaya çalıştığı kavramlardır.

“Batı” bazılarına göre bir uygarlık projesidir. Bazılarına göre de insanın sürü olmaktan çıkıp, birey olmaya yönelişinin tarihidir. Bu her iki tanım da kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi?

Ama insanlık tarihine baktığımızda gerçeklerin hiç de böyle olmadığını görürüz. Kitaplarda “Batı” için yazılanların günümüzde bir karşılığı yoktur.

Tanzimat’tan beri başımızın belası olan, iki yüz yıldır rüyasını gördüğümüz, hayalini kurduğumuz bu efsunlu sevgilinin gerçek yüzünü biraz tanımakta yarar olduğunu düşünüyorum.

Aslına bakılırsa “Batı” medeniyetinin özünü sömürgecilik oluşturur. Emperyalizm denilen bu çağdaş sömürgeciliğin esası kendinden olmayanları adam yerine koymamak ilkesine dayanır.

Alman Prof. Naumark’ın “Samimi olarak itiraf edeyim ki Avrupalı, Türkleri sevmez. Kilisenin asırlardan beri aşıladığı Türk-İslam düşmanlığı Hıristiyanların hücrelerine kadar işlemiştir” sözleri, Batı’nın insanımıza nasıl baktığının en yalın ifadesidir. “En iyi Türk ölü Türk’tür” sözü Batı’da klişe haline gelmiştir. Çünkü Türk, Bizans’ın mirası üzerine oturmuştur, militandır ve mutlak surette yok edilmelidir.

Bu tarihi gerçekleri bilmeden bugünü anlama şansımız yoktur. Tarih bilinci olmayan milletleri istediğiniz gibi eğip bükebilir, istediğiniz gibi kandırabilirsiniz. Batı hala Lozan’ı içine sindirememiş, ABD ise imzalamamıştır. Her ikisi de Sevr rüyaları görmekte, ülkemizi bölmek ve parçalamak için vekâlet savaşları yürütmektedirler.

İşte asırlardan beri bir kısım aydınımızın yere göğe sığdıramadığı ve karşısında aşağılık duygusuna kapıldığı Batı budur.

Kültürün, sanatın ve bilimin sadece Batı’ya özgü olduğunu sanmak bir aydın cehaleti değilse bir aydın despotizmidir.

Unutulmamalı ki, uygarlık insanlığın ortak mirasıdır. Bu ırmak sadece Batı’dan değil, İbraniler, İranlılar, Hintliler, Romalılar ve Araplardan beslenir.

Ayrıca Batı, sermaye birikimini köle ticareti ve sömürgecilikle sağlamış, sanayi devrimini de bunların sonucunda gerçekleştirmiştir.

Batı bankalarının ilk sermayeleri Afrika insanlarının kan ve gözyaşlarından elde edilmiştir.

Buradan gençlerimize sesleniyorum.

Batı hayranlığı çıkmaz sokaktır. Kurtuluş kendi tarihimizde, kendi kültürümüzdedir. Atatürk’ün Batı’ya karşı mesafeli duruşu boşuna değildir. Bir daha söylüyorum, Batı kendi ürettikleriyle, kendi kaynaklarıyla uygarlık, değerler sistemi yaratamamıştır. Çalarak, talan ederek, soyarak birtakım değerler ortaya koymuştur.

Lüks bir treni andıran bu uygarlık son derece konforlu görünse de büyük bir hızla uçuruma yaklaşmaktadır.

İnsanlığa savaş ve zulümden başka bir şey getirmeyen, dünyayı yaşanmaz bir cehenneme dönüştüren bu uygarlığın sonuna gelindiğini düşünenlerdenim.

Attila İlhan’ın sözleriyle bitirmek istiyorum. “Ulusal kültürün inşasında Batı taklitçiliği, Yunan-Latin hayranlığı umutsuz bir çırpınıştır. Çözüm, geçmişi inkâr etmeden, yok saymadan bir sentez yaratmaktır.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.