Brüksel’de açacağım karikatür sergimin hazırlıklarını aylar öncesinde tamamlamış, yalnızca Müze Müdürlüğünden alacağım belgeyle yurtdışına çıkışımı sağlamış olacaktım. Onu da temin ettikten sonra çerçeveli/paspartulu karikatürlerimin uçakta zarar görmemeleri için ambalajlanmalarına sıra gelmişti. Geçen yıl Paris sergim için sevgili arkadaşım heykeltıraş/yontucu Hasan Fehmi Hızal’dan yardım görmüştüm. Bu kez de O’nun hünerli elleriyle 49 karikatürümü hasar görmemeleri için itinalı ve en sağlam şekilde ambalajladık. 20 Ekim Salı günü uçağa teslim ettiğim iki paket halindeki eserlerimin her hangi bir zarar görmemeleri için “Kırılır” eşya olduğuna ilişkin uyarı bantlarını da iliştirttim ilgililere… Artık kırılır, örselenir, hasar görür diye bir korkum yok. O gönül rahatlığıyla uçağa bindim. Ama internet ortamında gördüğüm uçaklara verilen bagajların/ bavulların/ valizlerin görevli elemanlarca nasıl kaldırılıp atıldığı manzarası usuma/ aklıma gelince rahatsız olmuyor değilim. Sonuçta Brüksel’de kızımın evine varıp iki paket halinde ambalajladığımız karikatürlerimi merakla, içimden “İnşallah bir şey olmamıştır…” iyi niyetiyle ama korka-korka açıyorum. “Korkulan başa gelir” örneği bir manzara… İki paketi ayrı-ayrı açmak için elime aldığımda içeriden kırık cam sesleri gelince yıkıldım kaldım. Kırk dokuz çerçeveden 13’ü kırılmış… Haliyle camları da…

Buna şanssızlık demek enayilik olur. Bu, görevini uluslararası düzeyde yaptığını iddia eden bir havayolu şirketinin müşterisine saygısızlığı, iş bilmezliği ve uluslararası bir ayıbıdır en başta. Benim yerimde siz olsanız ne söyler, ne yapardınız? Lânet okudum… Yani, şimdi kırılan çerçeveleri ve camları onarıp karikatürleri sergiye yetiştirmeye mi çalışayım, yoksa havayolu şirketini şikâyet etme peşine mi düşeyim şu “el memleketinde?” Dedim ya, lânet okudum. Sergimi eksiksiz açmanın derdine düştüm.

Brüksel’in en merkezi yerinde Avenue des Arts, 16 Kunstlaan 16 adresindeki Charlier Musée/Museum’da karikatürlerim sergilenecek… Doğrusu, “müzede nasıl bir sergi olacak?” diye önce kuşkularım/tereddütlerim vardı. Ama seramik sanatçısı arkadaşım Adnan Kotaoğlu ile Charlier Musée’yi gezdiğimde kafamdaki kuşkular gitti. Müze Müdiresi Nathalie Jacops’un da yakın ilgisi, serginin tüm hazırlığını/düzenlemesini yaptırmasıyla içime güven geldi.

Ben böyle huzur bulayım, mutlu olayım ama gelecek saatlerin ne getireceğini, nasıl bir sağlık sorunu yaşayacağımı bilemiyordum. Sergimin açılışı konuşmasını Brüksel Saint-Jose Belediye Başkan yardımcısı Mohammed Azzouzi yaptı ve sergilenen karikatürleri ve sanat kişiliğimi öven bir konuşma yaptı. Benim de bu konuşmaya yanıt vermem gerekiyordu. Brüksel’de sergi açmanın mutluluğu yanında sorumluluğunu nu da duyduğumu, Belçikalıların ünlü çizerleriyle dünyaya mesaj verdiklerini belirttim konuşmamda… Belediye Başkan Yardımcısı Azzouzi’ye seriyi görmeye gelenlere teşekkür ettim.

TC Brüksel Konsolosluk mensupları yanında, çok sayıda Belçikalı yaşlı-genç hanımefendi ve beyefendinin, Belçika’da çalışan/oturan çok sayıda Türk vatandaşlarımın katıldığı sergi açılışı ve kokteylde herkese bir “merhaba/hoş geldiniz” diyebilmek için salona, izlemeye gelenlerin arasına karıştım. Bu arada Brüksel’de TSM alanında sanat elçimiz olma görevini fahri olarak üstlenen sevgili Adnan Kotaoğlu ve saz arkadaşları mini bir konserle havaya daha bir güzellik katma heyecanını yaşıyorlardı. Herkesi hoşluyor, tokalaşıyor, teşekkür ediyorum.

Her hafta Pazar günleri Belçika’nın sosyal/ kültürel/siyasal havasını Cumhuriyet gazetesine yazan gazeteci arkadaşım Erdinç Utku ve karikatürist arkadaşım Yasin Hallaç ile tatlı-tatlı sohbet ediyorum. Ne oldu, nasıl oldu bilemedim, birden beynimde bir boşalma, konuşamama, dizlerimde bir çözülme olur gibi hissedince hiçbir kimseye haber vermeden kendimi köşedeki bir sandalyeye attım. Aklım başımda, yalnız gözlerimi açtığımda başım dönüyor, ayakta duramıyorum. Hemen etrafımı saranlar, “-Kan şekeri düşmüştür… Lokum verelim. Su verelim” öneriyorlar. Hiç su içmeyi sevmem… Acı gelir bana… O an nedense aklım başımda, gözüm kapalı, su istedim. İki bardak suyu içtikten sonra kendime gelir gibi oldum. On dakika sonra da kalktım, salona gidiyorum, ama gidemedim. Daha kötü oldum.

“Hızır yetişti…” diye bir deyimimiz var. İşte o anda Yüce Allah’ın bir hikmeti/sebebi olarak KOLAN İnternational Hospital Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Trabzonlu/hemşehrim Prof.Dr. Ergun Demirsoy o an orada, sergimi görmeye gelmiş… Durumuma müdahale ediyor.

Sonrası, ambulans… Üniversite Hastanesi… Ve nakavt olmuş bir durum… Kurban olayım bizim doktorlara… Bunları da yarın yazacağım.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com