Geçenlerde Bilgesam’ın yayınladığı bir rapordaki şu bilgi hayli dikkatimi çekti:

Avrupa Birliği ve Asya ülkelerinin küresel ekonomideki payı=

                

 

                 Avrupa Birliği                Asya Ülkeleri

1980:            %30.9                               %7,5

2014:            %18.4                               %26.8

Bu bilgi dünya güç dengesinin ne yönlü değiştiğini ortaya koyuyor. Güç aksı Batı’dan Doğu’ya kayıyor.

Özellikle kıta Avrupa’sının durumu hem siyasal hem ekonomik açıdan iç açıcı değil. 2009 Ekonomik Krizi’nden sonra Avrupa belini doğrultamadı. Yunanistan, İtalya, İspanya, Portekiz başta olmak üzere Avrupa ülkelerinin birçoğu çok ciddi ekonomik sıkıntı içerisindeler.

Öte yandan Avrupa Birliği’nin geleceği artık ciddi manada sorgulanmaya başladı. Bilhassa İngiltere, AB ve politikalarına karşı muhalif tutumunu artırarak sürdürüyor. Bu noktada Merkel ile Cameron arasında yaşanan gerilim herkesin malumu.

Bunlar belki teknik ve uzmanlık gerektiren konular olduğu için derinlemesine bir analiz yapmaya kalkıp haddimi aşmak istemem.

Fakat ortada önemli bir gerçek var ki kıta Avrupa’sı siyasal ve ekonomik açıdan önemli sıkıntılarla boğuşurken Doğu’nun ışığı Dünya’yı yeniden sarmaya başladı.

Dünya’da güç kavramının coğrafyası ve beraberinde özneleri de değişiyor.

Özellikle belirtmekte fayda var ki bu noktada ülke olarak dünyanın en değerli gayrimenkulüne sahibiz. O gayrimenkul yaşadığımız topraklardır. Öylesine önemli jeopolitik ve jeostratejik bir konuma sahibiz ki değişen bu güç dengesinin en kilit ülkelerinden biriyiz.

Rusya, Çin, Hindistan, Kore kadar olmasa da güç aksının Doğu’ya kaymasına çok önemli katkılar sunuyor Türkiye. Son on yılda gerçekleştirmiş olduğu büyük ekonomik sıçrama bunun kanıtı. Ama buna rağmen Türkiye’nin bu değişimin öncü gücü olduğunu iddia etmek hayalcilik olur.

Hayal edilen o düzeyin henüz çok gerisindeyiz. Ama önemli bir şey var ki o da bu potansiyele fazlasıyla sahip olduğumuzdur.

Evet. Biz bu potansiyele sahibiz.

Yeni Türkiye, Yeni Dünya’nın öncü güçlerinden olma potansiyeline ziyadesiyle sahiptir. Bunun için çok çalışmalıyız. Bir yandan ekonomimizi geliştirirken bir yandan demokrasi standartlarımızı da geliştirmemiz gerekiyor.

Hem ekonomisi hem de demokrasisi ile öncü olan bir Türkiye hayal ediyor bu millet. Bu nokta da 2023 hedeflerimiz hayati.

Bugün hayal diye bahsettiğimiz o Türkiye, 2023’te ulaşılabilir bir hedef haline gelebilir.

Bugün yaşadığımız ve yarın yaşayacak olduğumuz sıkıntılara böyle geniş bir perspektiften yaklaşmak millet olarak ‘Küresel ve Öncü Türkiye’ anlayışına katkı sağlamak demektir. Uluslararası güçler Türkiye’nin eski kalarak, Eski Dünya’da olduğu gibi Yeni Dünya’da da güçlü olmaması için çabalıyor. Bizler mevcut uluslararası sıkıntılara bu gerçekten hareketle yaklaşırsak Türkiye’nin Yeni Dünya’da en önemli aktörlerden olması mümkün hale gelebilir.

Oyun bozmalıyız vesselam. Önümüzdeki bu tarihi fırsatı değerlendirmeliyiz. Büyük Türkiye hayaline katkı sunmalıyız. 2023 hedeflerini kutsamalıyız. 2053 ve 2071 Türkiye’sine inanmalıyız. İstikrara ve demokrasiye hiç olmadığı kadar önem atfetmeliyiz.

Büyük Türkiye, öyle göstermeye çalışanların aksine HAYAL DEĞİLDİR.

Atalarımızdan biliyoruz.

Geçmişte başarmıştık bugün de başarabiliriz…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
www.karadenizinsesi.com.tr