Dünyada en ağır yük düşünmektir. Düşünmek öylesine netameli, öylesine sarsıcıdır ki, insan zihnini allak bullak eder. Sizi türlü şüphelere düşürmekle kalmaz, buhranlar geçirmenize de neden olur. Bana göre düşünmek bir insanın kendi varlığı dışına çıkıp kendine bakabilmesidir. Belki uçması, belki de zirvelere tırmanması. Nietzsche “Ne denli yükselirsek, uçmayı bilmeyenlere o denli küçük görünürüz” der. Cemil Meriç ise, düşünmek konusunda daha farklı bir bakış açısı sunar. Meriç, “Düşünmek bir din veya mezhepten ayrılmak gibidir” diye yazar. Gerçekten de düşünmek, caddelerden keçi yollarına, sarp ve ıssız dağ başlarına yolculuk yapmaktır. Peki, neyi düşünür bu insan? Hayatın anlamını düşünür, fizik ötesi gerçekliği düşünür, ahlak kavramını düşünür, ölümü düşünür. Soruları bir hayli çoğaltmak mümkün. Şunu iyi bilmek gerekir ki, günümüzden yetmiş bin yıl evvel yaşamış mağara insanları da çağdaş insanın hastalığı olan metafizik baş dönmesine müptela idiler. Her şey görünenden ibaret midir, yoksa onun arkasında başka bir gerçeklik var mıdır? Bu yaman soru insanlık tarihi boyunca filozofların beynini meşgul etmiş, her iki tez de kendine taraftar bulabilmiştir. Diyeceksiniz ki bunlardan bize ne? Ne güzel yaşayıp gidiyoruz! Ama unutulmamalıdır ki tefekkür yani düşünmek bir arayıştır. Aramak bizleri çoğu zaman çıkmaz sokaklara sürüklese de insanoğlunun en rafine eylemidir. İnsanla hayvan arasındaki ayrışma işte tam da burada başlar. Zaten insanla hayvan arasındaki kesin fark fizik değil, manevidir. Başka bir deyişle dini, ahlaki ve estetik şuurdur.

Diğer önemli konu da ahlaktır. Marks, ahlak kavramının ekonomik yapıdan bağımsız düşünülemeyeceğini, bütün insan bireyleri için ortak bir ahlak yasasının olamayacağını savunur. Ama ahlak vardır. Peki, biz ahlaktan ne anlıyoruz? Bence ahlak her insanın üzerinde düşünmesi gereken bir fenomendir. Kabul edin veya etmeyin, ahlakın kaynağı dindir. Kant, “Allah’ın varlığının en büyük delili ahlaktır” demiştir. Ahlaktan Allah’a gitmek mümkündür.

Ahlaklı olduğunu söyleyen bir kişi dolaylı olarak Allah’a inandığını itiraf etmektedir. Fransızlar, “Tanrı yoksa her şey mubahtır” derler. Eğer insana her şey mubah değilse, demek ki o zaman Tanrı vardır. B. Russel bile, “Her şeye rağmen elimizde Tanrı’nın yokluğunu kanıtlayacak yeterli bir delil yoktur” deme ihtiyacını hissetmiştir. Amacımız felsefi veya metafizik bir tartışma yaratmak değil, düşünmenin zorluğu konusuna dikkat çekmek ve neden insanoğlunun düşünmek eyleminden kaçtığını anlamaya çalışmaktır.

Sonuç olarak şöyle bir çıkarımla bitirmek istiyorum. Maddi, hayvani varlığının yasasını en büyük yasa olarak benimseyen kişiye şeytan her yerde ızdırap ve ölüm olarak gözükür. Ölüm insanı sadece kendisini hayvan düzeyine indirgediğinde dehşete düşürür. Bu korkudan kurtulmanın yegane yolu ahlak ve sevgiye dayanmaktır. Sevgiyle kalınız.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.