Bu hafta en çok kulislerde istifa edecek bürokratlar konuşuldu.

Bürokratlar da usulü öğrendi. İşaret almadan, adaylığı garanti görmeden istifa edip de rahatlarını bozmuyorlar.

Trabzon’un Ankara’da istifa edip aday olabilecek kalitede çok sayıda bürokratı mevcut; ancak Trabzon’a ne verebilecekleri tartışılır.

Merkez siyasette hükümete ciddi katkı verebilecek, örneğin kesin Bakan olabilecek en az bir ismin istifa etmesi ve aday olması iyi olur.

Trabzon için merkeze bir kişi göndermek yeterli olur.

Gerisinin doğrudan Trabzon’a hizmet edecek isimlerden oluşması gerekir. Daha önce de yazdığım gibi Trabzon bölgenin merkez eyaleti olmaya hazırlanmalı ve bu vizyona sahip milletvekilleriyle yoluna devam etmelidir.

Haftanın en çok konuşulan istifası elbette MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın istifası oldu. Bugün bu istifa etrafında tartışılan temel konu şudur: ‘Güvenlik bürokratı nasıl bir partiye mensubiyetini açıklar, nasıl olur da siyaset yapabilir? Nasıl olur da üst düzey bürokratlar bu denli siyasallaşır?’

Bu soruları henüz zihniyet değişimini yaşayamamış olan siyasetçiler soruyor. Türkiye’de 12 yıldır yaşanan dönüşümü yakından takip edenler bu tür gelişmelerin çok geç bile kaldığını düşünüyor. Bu soruları soran ve bürokratların siyasetten uzak durması gerektiğinde ısrar edenler, aslında bürokratik vesayetin devamından yana olanlardır.

Aslında, bu tartışma AK Parti iktidarının ilk yıllarında başladı.

O zaman AK Parti, üst düzey bürokratların bakanlarla gelip bakanlarla gitmeleri gerektiğini savunuyordu. Bu görüşünü uygulamaya da sokmak istedi. Ancak o zaman Ahmet Necdet Sezer, Cumhurbaşkanı olarak bunu uygun bulmayacağını açıkça ima etmişti. Bu uygulama hala tartışılıyor. Bence hiç vakit geçirilmeden seçim öncesi çıkarılması gereken torba yasaya bile konulabilir.

Çünkü siyasetçilerin milleti, bürokratların ise devleti temsil ettiği anlayışından acilen sıyrılmalıyız.

Bu anlayış millet ile devletin birbirinden farklı olduğunu ve yöneticilerinin de farklı olması gerektiğini kabul etmek demektir. Hâlbuki AK Parti hükümetleri tüm çabalarını millet ile devletin kaynaşmasına odaklamışlardır. Üst düzey bir bürokratın istifa ederek siyaset üzerinden hizmete devam etmek istemesi, millet ile devletin kaynaşmasından ibarettir.

Birileri iktidar kim olursa olsun, bürokratın bildiğini okumasına alışmış. Siyasetçiyi tehdit, bürokratı kurtarıcı gibi görmeye alışmış. Siyasetçinin değiştirmek istediklerine karşı bürokratın, “millete rağmen millet adına” direnişine alışmış. Güya siyasetçi ihanet eder de devleti yıkmaya çalışırsa bürokratlar onları durduracak ve devletimizi koruyacaklardır!

İşte bir türlü kıramadığımız bürokratik vesayet bu anlayışın ürünüdür. MİT Müsteşarı’nın devlet memurluğundan istifa edip iktidar partisi kanalıyla millete hizmete talip olması bu nedenle bürokratik vesayete en büyük darbedir. Zaten bürokratik vesayet anlayışını terk edemeyenler de bu tür istifalara sıcak bakmamaktadırlar.

Ben inanıyorum ki, Devlet Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, güvenlik bürokrasisinde taşların yerinden oynamasını riskli bulmasına rağmen; sırf bu bürokratik vesayetçilerin cesaretlerini kırmak için Fidan’ın siyasete girmesine onay vermiştir.

Türkiye’nin normalleşmesi için bürokratların iktidarla iç içe olup hizmet etmesi gerekir. Siyaset alanıyla bürokratik alan arasında sadece kural farkı vardır. Yoksa her ikisi de millete hizmete odaklanmak zorundadır. Hiçbir bürokrat, milletin taleplerini, eğilimlerini ve isteklerini dikkate almadan devleti kafasına göre yönetmeye kalkışamaz. “Millet hainleri destekliyor, bu yüzden devleti bu milletin seçtiklerinden korumamız lazım” gibi saçma sapan, içinden çıkılmaz bir hale düşemez.

Bu yüzden Erdoğan, atadığı valilerin kamyonun üzerine çıkarak millete kömür dağıtması gerektiğini ifade etmiştir. Bürokrat zaten milletin seçtiği insanların atadığı görevlilerden ibarettir.

Bürokrat, millete hizmetle yükümlü, önüne konulan kanunlarla bağlı helvadan yapılma putlara benzer.

Siyasetçi önce bu insanları göreve getirir, sonra da işin ehli oldukları için onların dediklerini yapmaya başlar. Ancak siyasetçinin odaklandığı hedeften ve çizdiği yoldan sapmaya kalkarsa onu oturur bir güzel yer.

Bu böyle de olmalıdır. Herkes de buna alışmalıdır. Türkiye artık milletin kendi kendisini yönettiği bir ülke konumuna yükselmelidir. Muhalif bir parti, bürokratın iktidara direnişinden medet umamaz, böyle bir demokratik parlamenter rejim olamaz. Paralel yapı ile mücadeleyi de bu minvalde değerlendirmek gerekir. Vesayetten kurtuluşun anlamı budur.

Sözün özü, iktidar başarısını artırmak için, yetiştirdiği bürokratlardan siyasette de azami ölçüde yararlanmalıdır.

Verilen tepkiler doğrusu biraz da kıskançlıktan.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.