Paris’teki Charlie Hebdo saldırısını iç meselemiz haline getirmeyi de başardık. Saldırının hangi anlama geldiğini ya da hangi anlamın aracı kılındığını kimse tartışmıyor. Tartışmalar “Hepimiz Charlie’yiz” diyenlerin fikirsel hegemonyaları çerçevesinde şekilleniyor. Hedeflerinde, bu kabul edilemez terör hadisesini kınarken ortaya ‘ama’ ile başlayan cümle ile bir muhalefet şerhi koyanlar var.

“Aması yok, hepimiz Charlie’yiz” diyorlar. Bir önceki yazımda ‘ama’ ile başlayan cümlelerin bu terör hadisesine meşruiyet zemini kazandırmaması gerektiğine dikkat çekmiştim. AMA… Bu topraklarda birileri “Paris’te ölen 17 kişinin yasını bütün dünya tutuyor da aynı gün Nijerya’da katledilen 2 bin kişiyi niye kimse anmıyor?” diye soruyorsa buna sonuna kadar hakkı vardır. Bu topraklarda birileri “Paris’te ölenin Gazze’de ölenden ne üstünlüğü vardır?” diye soruyorsa buna sonuna kadar hakkı vardır.

Bu topraklarda birileri “Teröre tepki için düzenlenen yürüyüşte İsrail’in Başbakanı Netenyahu’nun ne işi var?” diye soruyorsa buna sonuna kadar hakkı vardır. Bu topraklarda birileri “Dünya aynı tepkiyi Gazze’de, Musul’da, Kerkük’te, Kahire’de, Trablus’ta, Baga’da, Bamako’da niye göstermiyor?” diye soyuyorsa buna sonuna kadar hakkı vardır. Bu topraklarda birileri müsebbibi kim olursa olsun acının hiyerarşisinin olduğu bir dünya düzenini sorguluyorsa buna sonuna kadar hakkı vardır. Benim meseleye yaklaşımım budur…

Bugün “hepimiz Charlie’yiz” diyenler ne zaman aynı samimiyetle “hepimiz Gazze’yiz” derse bu sorunlar çözülür. Birinden birini tercih edip ötekini reddeden bir anlayışın gök kubbe yarılana kadar adalet ve vicdandan bahsetme hakkı yoktur…

GEMİYİ EN SON…
Geçtiğimiz hafta CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na ayakkabılı protesto olmuştu. Gündemin yoğunluğundan yazamadım… Gerçi çok da yazacak bir şey yok. Kendini bilmez bir müptezelin saldırısı deyip geçmek gerekir. Beni bu satırları yazmaya iten şey ne Kılıçdaroğlu ne de saldırgan… Saldırı esnasındaki bir detayı paylaşacağım: Saldırgan Kılıçdaroğlu’na henüz birinci ayakkabıyı fırlatmıştı. Korumlar hemen harekete geçmişti. Fakat Kılıçdaroğlu, sakinliğini koruyordu. Daha ikinci ayakkabı fırlatılmamıştı bile. Ortamdaki herkes meseleyi anlamaya çalışıyordu. Fakat bir kişi hariç: Yılların devrimcisi, atadan sosyalist Mehmet Bekâroğlu…

Kılıçdaroğlu başta olmak üzere herkes şaşkınlıkla olayı seyrederken Mehmet Bekaroğlu ayakkabıyı görür görmez önündeki dosyaları toparlayıp olay yerinden uzaklaştı. Bekaroğlu’nun bu davranışını oldukça manidar ve gülünç buldum. Neden bilmem herkesin ayakkabıya odaklandığı anlarda ben Bekaroğlu’nun kaçışına odaklandım. Sahi “gemiyi ilk fareler terk eder” hikayesi doğru mudur...?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
www.karadenizinsesi.com.tr