Özellikle “siyaset piyasası” için söylenen “ağzı olan konuşuyor” deyimiyle bu alandaki ciddiyetsizliğe işaret ediliyor sanırım. Ağzı olan elbette konuşacak... Ancak konuşmanın yeri ve zamanını bilmek gerek...

Onun da bir adabı var.

Öyle akla gelen her şeyi söylememek, görgü ve ahlak kurallarından kaynaklanıyor tabii ki...

Her ağzı olanın konuştuğu bir topluluğu düşününüz.

Böyle durumlarda “söz gümüşse sükut altındır” diye boşuna söylememiş atalarımız.

***

Konuşmak da bir hüner, bir sanat oldu artık.

Güzel Türkçemizi doğru konuşmak konusunda eskiden TRT spikerleri örnek gösterilirdi.

Balık baştan koktu şimdi...

Türkçe konusunda spikerden spikere aynı anlama gelen sözcükler kullanılıyor. Tutarlılık yok ortada...

Biri geliyor “gerçek” diyor; diğeri “hakikat”

Biri diyor “olanak”, diğeri “imkan...”

Televizyonların, radyoların çoğunda Türkçemizi doğru konuşan spiker sayısı hayli azaldı.

Konuşma/yazma dilini kullanmada özen gösteren kalmadı.

Gazeteler de öyle... Özellikle haberlerin yazımında Türkçe adına cinayet işleniyor.

*** 

Dünkü gazetelerin birinde okudum. Spor kulüplerinden birinin başkanı transfer konusunda gazetecilere bilgi verirken; “on iki TANE futbolcu aldık” diyor.

Sanki bakkaldan yumurta, fırından ekmek almış gibi TANE üzerinden tanımlama yapıp konuşuyor.

Bir başkası bu konuda “ADET futbolcu aldık” diyor.

Sokakta, caddede yürürken mutlaka görmüşsünüzdür. Çalışacak elemana ihtiyacı olan dükkan sahiplerinin kimileri vitrinlerine “Eleman ALINACAKTIR” şeklinde duyuru asıyor. İşin gırgır yönü düşünüldüğünde insanın aklına “Acaba kaç kilo?” şeklinde soru geliyor.

***

Bu konuda hemen hepimizin dikkat etmediği bir husus da, 6 ile 60 rakamlarının birincisini mutlak doğru; ikincisini ise yüzde yüz yanlış söylediğimiz gerçeğinin farkında olmayışımız...

6 rakamını “altı” olarak söylüyoruz ki bu doğru...

Peki, 60 rakamının kökü 6 (altı) olduğu halde bu rakamı (60)’ı niçin “atmış” olarak söylüyoruz? Oysa bildiğiniz gibi 60 rakamını “altmış” olarak söylememiz gerekmez mi?

*** 

Lütfen, “devenin neresi doğru ki, Türkçemizi kullanmada özen göstermemizi istiyorsun” demeyiniz.

Bir ulus/millet öncelikle diliyle yaşar.

Benim kuşağım iyi bilir, 1940-1950’li yıllarda bugün “milletvekili” olarak tanımladığımız kişilere o tarihlerde “saylav”, TBMM’ye “kamutay”, illeri yönetenlere, yani valilere “ilbay” deniyordu.

Bu, dilimizi yani Türkçeyi sahiplenme adına gösterilen bir özendi. Devletin bu konuda desteği vardı.

Yazar Oktay Akbal rahmetli, “Önce ekmekler bozuldu” demişti. Şimdi de Türkçemiz bozuldu. Ama farkında değiliz maalesef...

Herkes aklına geldiği gibi konuşuyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com