Trabzon Gazeteciler Cemiyeti (TGC) seçimleri konusunda artık yazmayayım diyorum fakat meslektaşlarımızın yorumları karşısında suskun kalmak mümkün olmuyor.

Önceki gün Murat Taşkın, özgeçmişine bilinçaltı mesaj (!) eklediği bir yazı kaleme aldı, dün de Ali Öztürk yeni cemiyet konusundaki görüşlerimden ve “TGC’nin bölünmesinden yana değilim” sözümden dolayı şahsımı eleştirdi.

Bugün Öztürk’ün eleştirilerini yorumlayalım, yarın da Taşkın’ın yazısını değerlendiririz.

Özetle şöyle diyor Öztürk; “TGC’de oluşan bir KAST, ideolojik bir çehreye bürünmüş ve cemiyeti kendi üyelerine karşı koruma altına almıştır. Her şeyi kendilerinin belirlediği, kendileri gibi düşünmeyeni başkanlığa getirmeyen bu yapı, aktif gazetecilik yapmayan ve yıllardır Trabzon dışında yaşayan 40-50 ismi sandığa taşıyıp hedefine ulaşmaktadır. Sevgili Atay bu KAST’ın içinde olmasa ve hatta onlara karşı olsa bile, ideolojisi onlarla yürümeyi gerektirebilir. Dolayısıyla ve kendi ifadesiyle “bu cemiyeti ısrarla tekelinde tutmak isteyenlerle daha fazla mücadele etmek ve hepimizin meslek örgütü hâline getirmek gerektiğini” düşünmeye devam edebilir!.. Tercihi kendisine aittir. TGC bölünmüyor. Oluşturulan ideolojik bir KAST nedeniyle bu cemiyet, kendi üyesini düşman gören bir yapıya büründürüldü. Bu KAST, gelecek başkanı bugünden belirliyor. Kendileri gibi düşünen, kendi ideolojilerine hizmet eden isimleri sıraya koymuşlar. Bir de kendilerine itaati esas alıyorlar. Cemiyetin bugünkü görev dağılım yapısına bakın, gelecekteki başkanı görürsünüz. Arada hiçbir birliktelik olmayan… Mesleğe hizmet etmeyen… Birkaç kişinin yönlendirmesi ile varlığını sürdüren bir cemiyette niçin kalalım? Hangi birlikteliği bölüyormuşuz? Trabzon Gazeteciler Cemiyeti’ne büründüğü ideolojik sol kılıf altında hizmete gerek yok. En azından meslek örgütü olmaktan uzaklaşan bu yapıda durmanın âlemi yok. Çağı doğru okuyan, her fikrin yönetebileceği ve ortak aklın hâkim olacağı bir cemiyetin zamanı çoktan geldi ve geçiyor. Demokratik ve etik olmayan yöntemlerin devreye sokulması nedeniyle içeride artık mücadele imkânı kalmamıştır. Şimdi yeni bir cemiyetle yürümeyi düşünüyoruz. Sayın Atay, dün yazdıklarının üstünü örterek ideolojik birlikteliğine teslim olabilir. Yolları açık olsun.”

***

Trabzon Gazeteciler Cemiyeti’nin yıllardır ‘Sen-ben-bizim oğlan’ dernekçiliği anlayışıyla yönetildiği, sıralı başkanlardan ve yönetimde kadrolu hale gelmiş isimlerden zaten net olarak görülmektedir.

TGC’nin dar bir ufka hapsedildiğini, meslek örgütü olarak meslektaşlarına, sivil toplum kuruluşu olarak da şehre zerre kadar faydası olmayan bir hale getirildiğini savunanlardan biriyim ve bunu değiştirme iddiasıyla başkan adayı olmuştum.

Dolayısıyla Sayın Ali Öztürk’ün bu minvaldeki tespitleri isabetlidir ancak ideoloji eksenli birliktelik mecburiyeti iddiası kabul edilemez.

TGC’yi ‘Bizimdir, biz yönetiriz’ anlayışıyla kuşatanların ve onlarla saf tutan bazı meslektaşlarımızın, Ali Öztürk’e sırf ideolojisinden dolayı husumet beslediği doğrudur.

Fakat benim bu kişilerle bir ideolojik birlikteliğimin olması güç, hatta imkânsızdır.

İnsanın kendisi hakkında yazması hoş değil ama böyle durumlarda kaçınılmaz oluyor.

Ali Öztürk gayet iyi bilir ki; Tekin Atay her şeyden önce demokrattır, özgürlükçüdür. İdeolojisini hayatının hiçbir döneminde mesleğine karıştırmamıştır.

Sol felsefeyi benimsemiş olması, sosyal demokrat ya da sosyalist olduğunu iddia ettikleri halde tam aksi bir yaşam sürenlerle kol kola gireceği anlamına gelmez.

Merak ediyorum; benim kimlerle ve hangi ideolojik birlikteliğe teslim olacağımı (!) düşünmektedir?

‘Arsinlilik’üzerinden dar bölge milliyetçiliğini dahi kendisine yakıştırabilen Murat Taşkın’la mı?

Ne olduğum apaçık ortada iken beni AK Partili ilan edip oy verilmemesi gereken birisi olarak göstermeye çalışan, kendisini ‘milliyetçi, muhafazakar’ olarak tanımlayan Yusuf Turgut’u ise Che Guevera’nın yoldaşı zanneden Hasan Kurt’la mı?

‘Benim adım proje’deyip, 3 yıl boyunca TGC’nin duvarına bir direk dahi dikemeyen ve bayrağımızın pencereden kurtarılmasını sağlayamayan (!) Turgut Özdemir’le mi?

Kuru gazel gibi tundan tuna savrulan Nevzat Yılmaz’la mı?

Gümüşhaneli birisinin TGC’ye başkan olamayacağını savunabilen faşist kafalarla mı?

TGC’de çar-çur edilen paraların akıbetini konuşmayan, asgari ücretle çalışan adamın maaşının yarısına dahi tenezzül edenlerle mi?

Ya da ‘Toplantı yapıp, karar verdik, seçimde seni destekleyeceğiz’ dediği hayali arkadaşlarına, hayali toplantıda ısmarladığı yemeğin karşılığı olarak benden para alan ve sonra da saf değiştiren karaktersizle mi?

Ne ideolojisi, ne birlikteliği Allah aşkına?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.