Darbe girişiminin ardından devletin tüm birimlerinde temizlik operasyonu başlatıldı.

Fetullahçı terör örgütüyle bağlantılı oldukları iddiasıyla birkaç gün içinde görevden alınan kamu çalışanı sayısı 50 bine ulaştı!

Başbakanlık, bütün bakanlıklar, MİT, YÖK, üniversiteler, Diyanet İşleri Başkanlığı, emniyet, silahlı kuvvetler, velhasıl sızmadıkları yer kalmamış!

Hani Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘İnlerine gireceğiz’ diyordu ya, anlaşıldı ki o inler, bulunması için uğraş gerektiren gizli dehlizler değil, hepimizin gözü önündeki devlet kurumlarıymış!

Temizlik sadece kamuda yapılmıyor.

Bolu Dağı’nda faaliyet gösteren ‘İsmail’in Yeri’ adlı et lokantası bile Fetullahçı terör örgütüne finansal kaynak sağladığı gerekçesiyle kapatıldı.

Bütün bunlardan açıkça anlaşılıyor ki; devletin elinde kabarık bir liste vardı fakat bugüne kadar, olası toplumsal tepkilerden kaçınıldığı ya da bu örgütün darbeye kalkışacak kadar ileri gidemeyeceği düşünüldüğü (!) için temizlik operasyonu yapılmadı/ yapılamadı.

Kanlı kalkışma, bu safra temizliğini hem ivedilikle gerekli kıldı, hem de görevden almalara gösterilebilecek tepkiyi minimize etti, hatta sıfırladı.

***

Geç kalınmış olmakla birlikte şimdi devletin birimleri elden geçiriliyor, ilişkiler sorgulanıyor, yeni bir yapı kuruluyor.

Lakin iktidar kendi ilişkilerini samimi bir sorgudan geçirmediği ve bu ülkeye bakış açısını değiştirmedikten sonra bu temizlik çözüm getirmeyecek ve yakın zamanda olmasa bile yeni marazlar mutlaka türeyecektir.

Hatırlayınız;

Ergenekon, Balyoz, Ayışığı, Askeri Casusluk gibi soruşturmalar sırasında ülkesine ve milletine bağlı subaylar, paralelci polis, savcı ve yargıçların komplolarıyla cezaevlerine tıkıldığında, bugünkü iktidar aksi ses çıkaran herkesi ‘Ergenekoncu’ ilan ediyordu!

Hiçbir eleştiriye tahammülleri yoktu, iktidar karşıtı herkese darbe yanlısı yaftası yapıştırıyorlardı!

Bugün açıkça görülmüştür ki; iktidarın o gün darbeci dedikleri darbe karşıtı ve demokrasi yanlısı, darbe karşıtı zannettikleri ise darbeci çıktı!

Defalarca yazdık.

Bu vahim oyunu görememiş olmanın sorumluluğundan, ‘Yanıltıldık’ diyerek kurtulmak mümkün değildir.

Daha dün, “Fethullah Gülen bu ülkenin yetiştirdiği bir değerdir” diyen ve “Poliste ve yargıda bir cemaat yapılanması var mı?” sorusuna, “Böyle bir şey olabilir mi? Memurlara falan görüşten, filan anlayıştan diye bakabilir miyiz? Bakmamız da mümkün değil. Liyakat esasıyla bakıyoruz” yanıtı veren Bekir Bozdağ, bugün Adalet Bakanlığı koltuğunda oturuyor!

Yine, Fethullah Gülen’den ‘Muhterem hocaefendi’ diye bahsedip, eleştirenlere veryansın eden ve insan merkezli bir hizmet yürüttüğü gerekçesiyle Gülen’in desteklenmesi gerektiğini savunan Faruk Çelik de bugün bakan koltuğunda.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, başbakanlığı döneminde okyanus ötesine selam gönderdiğini ve “Gurbet garipliktir, gurbette hasret çekenleri aramızda görmek istiyoruz” sözleriyle Gülen’i davet etiğini de unutmadık elbette.

Sözün özü şudur ki; ülkeyi yönetenler, bu örgütün oyununa gelmiş ve gerçek yüzlerini geç fark etmişlerse (ki öyle diyorlar) şimdi yapmaları gereken, tıpkı Milliyet’ten Mehmet Tezkan’ın dünkü yazısında vurguladığı gibidir.

Şöyle diyor Tezkan; “Eee, oyuna gelindi.

İktidar da geldi, evet oyu verenler de geldi, yetmez ama evet diyen liberal demokratlar da geldi..

Topluca tezgâha geldiler!

Sizce 15 temmuz gecesi yaşadıklarımızdan sonra..

İktidarın..

Solculara.

Sosyal demokratlara..

Ulusalcılara..

Demokrasinin kuralları içinde muhalefet edenlere..

Özür borcu yok mu?

Bence var..”

*** 

Darbeye karşı elbette iktidarın yanındayız ancak ben de Tezkan gibi düşünüyorum.

Kesinlikle bu ülkeye bir özür borcu var.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com