Türkiye seçim atmosferine girmenin arifesinde...

Vekil olmak isteyen bürokratlar istifa etti, adaylığını açıkladı. Onun haricinde diğer aday adayları da sahneye çıkmaya başladı.

Hareketli ve sıcak günler bizleri bekliyor.

Bugünden bakılırsa, anket sonuçları, politik veriler, siyasi okumalar ve tecrübeler bize seçimin kaybedeninin CHP olacağını gösteriyor.

CHP çok ciddi ve sürpriz bir atak yapamaz ise 7 Haziran seçimlerinde ciddi bir yenilgiye uğrayacak.

Sonrasında da muhtemel parti içi krizler vs…

Negatif siyaset dili, halka uzak siyaset anlayışı, üretkenlikten uzak muhalefet tarzı ve bunlara bağlı olarak seçime ilişkin güncel anketler CHP’nin durumunun hiç iç açıcı olmadığını ortaya koyuyor.

MHP’de ise işler CHP’deki gibi değil.

MHP yönetimi ve tabanında son yıllarda ilginç bir algı gelişti. Bir önceki seçim üzerine artı bir oy koyulabilirse parti başarılı olarak görülüyor. Bırakın iktidar olmayı partinin ana muhalefet partisi olma gibi bir derdi bile yok. Kıstas, bir önceki seçim…

Amaç bir önceki seçimde alınan oyun üzerinde oy almak.

Siyaset dili, anlayışı ve muhalefet tarzı açısından MHP’nin CHP’den pek farkı yok.

Ancak CHP’deki gözle görülür oy kaybı MHP’nin lehine işliyor.

CHP’de yaşanan ulusalcı krizinin kazananı şüphesiz MHP oluyor.

Özellikle kıyı bölgelerde MHP’nin oylarında artış görünüyor.

Bu artış MHP’yi ne iktidar yapar ne de ana muhalefete taşır.

Ancak bahsettiğimiz o ilginç algı düşünülürse MHP bu konuda istediğini elde edebilir. Yani bir önceki seçimde alınan oyun biraz üzerine çıkabilir.

CHP ve MHP’de durum böyle…

Seçimin kilit meselesi ise HDP’nin durumu.

HDP seçime parti ile mi girecek yoksa bağımsız aday formülünü mü işletecek henüz net değil. Ama parti yönetiminin seçime parti olarak girme noktasında ciddi bir kararlılığı var.

HDP yönetiminin bu isteğinin sebebi Selahattin Demirtaş’ın Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde almış olduğu yüzde 10 oy.

HDP’liler bu oyu refere ederek genel seçimlere parti olarak girmeleri halinde yüzde 10 barajını aşabileceklerini iddia ediyorlar.

HDP’nin yüzde 10 barajını aşması demek 60-65 civarında milletvekili çıkarması demek oluyor.

Ve tabi bu 60-65 vekilin 20-25 tanesini de AK Parti’den alması anlamına geliyor.

AK Parti’nin HDP’ye 20-25 vekil kaptırması, 330 vekil hayalinin suya düşmesi ve başkanlık planlarının revize edilmesi anlamına geliyor.

Öte yandan bu durumda HDP çok ciddi bir muhalefet partisi haline gelir.

Ana muhalefet partisi olması hasebiyle özellikle CHP’nin müsebbibi olduğu muhalefet boşluğunu HDP o durumda ikame edebilir.

Ama HDP’nin seçimlere parti olarak girip barajı aşamaması durumunda ise dengeler tamamen değişir. Bu durumda HDP Meclis’e hiç vekil sokamazken AK Parti büyük olasılıkla anayasayı değiştirecek çoğunluk olan 367’yi yakalar.

İşte seçimin en kritik ve merak edilen noktası burası...

HDP yönetimi her ne kadar aksini savunsa da HDP’nin oyları şu an için yüzde 7 bandında seyrediyor.

HDP, seçimlere parti olarak girme kararı alırsa barajı aşabilmek için aradaki bu 3 puanlık farkı kapatabilir mi bilinmez.

Öyle görünüyor ki sadece Kürt siyasetini değil Türkiye’nin geleceğini de yakından ilgilendiren bu konuda nihai karar İmralı’ya ait olacak.

Yani İmralı’nın kararı seçimin kaderini belirleyecek!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.