Sevgili okuyucular 600 yıllık Osmanlı’nın enkazı üzerine bir devlet kurmuşuz.

Yeni bir renk, yeni bir hayat getiren, yeni doğmuş minik bir yavru gibi titizlikle geliştirmek istediğimiz yeni Türk Devleti, yolunu bulmak için 90 küsur yıl didindikten, birkaç zorlukları şerefle aştıktan sonra modern ülkelerin kabul ettiği yönetim şekli olan fazilet rejimi demokratik devlet şeklini benimsemiştir.

Artık milletimize mal olan bu rejimin korunmasında ve geliştirilmesinde gayretleri geçmiş devlet adamlarımızı şükranla hatırlamak bir insanlık vazifesidir.

Bugün ulaştığımız yol yeterli değildir.

15 Temmuz tarihinde atlatılan badire bizlere bu sistemi henüz içimize sindiremediğimizi anlatmakta!

Her şeyden evvel demokratik rejim partizanlığı benimsemez. Partizanlığın olduğu yerde demokrasi olmaz.

Atatürk bu konuyu 10. yıl marşında belirtmiş olmasına rağmen siyasiler bunu kulak ardı ettiler.

İmtiyazsız, sınıfsız bir millet olmamızı bize söylemişti! Ama biz bunu unuttuk sözünü tutmadık.

Bu zamana kadar merhale, merhale hep bu ülkü için çalışıldı.

Partizanlık, demokrasi rejiminin kanseridir, tedavisi yoktur.

Devamında demokrasiyi yer bitirir.

İnsanlarımız iktidar partisinden yana olmayı özel çıkarları için bir vasıta olmaktan tamamıyla çıkarmalıdırlar.

Çünkü artık ülkemiz dünkü bocalama döneminde değildir.

Basın sağlam adımlarla dördüncü kuvvet olmalıdır.

Bundan sonra artık hiçbir vatandaşın partizanlığa tahammülü olmamalıdır.

Demokrasiyi şekilde değil özde ve ruhta aramaya mecburuz!

Çağdaş medeniyetlerde insanca yaşamanın tek yolu budur.

Bazı vatandaşların haklarını, başka bir kısım vatandaşların ezmesine, yok etmesine, hayat tanımamasına göz yuman devlet adamı lanetliktir.

Halkın lanetine maruz kalmak istemeyen devlet adamı, her zaman hesap vermeye hazır olmalıdır.

Bundan kaçan devlet adamı değildir. Demokratik yollarla müsamaha edilmeden haddi bildirilmelidir.

Devlet en yüksek halk organı olarak partinin ve menfaat guruplarının üstüne yükselmelidir.

Gerçek demokraside imtiyaz yok eşitlik vardır.

Dört duvar arasında dahi olsa bu prensibin sadakatle uygulanması lazımdır.

‘Bizi kimse göremez, yaptıklarımızdan kimsenin haberi olmaz’ gibi şark kurnazlığı ile kendimizi aldatmayalım.

Temel ilke ve prensip bu olmalıdır.

Demokrasilerde devlet adamlarının her yaptığı göz önündedir.

Tam bir eşitlikte bütün halkın hayrına faaliyette bulunmalı, bütün vatandaşlara karşı sorumlu olmalı.

Devlet cihazı (aygıt) bir partinin hâkimiyeti altına asla sokulmamalı.

Sayın Cumhurbaşkanı’nın “78 milyonun Cumhurbaşkanı olacağım” sözünü içten söylediğini bilerek, ileriki günlere ümitle bakarak, ayine-i devran ne gösterir bekleyelim.

YÜZÜ GÜLMEZ
Neyzen, sert kavgacı ve geçimsiz bir adam olan komşusu Tahsin Bey ile karşılaşır.

Tahsin Bey, “Bugün hanımı dişçiye götüreceğim. Dün gülerken gördüm ön dişlerinden ikisi çürümüş” deyince, Neyzen “Yalan söylüyorsun” diye çıkışır.

Tahsin Bey şaşkın bir şekilde “Neden yalan söyleyeyim ki” diye sorunca, Neyzen cevabı yapıştırır:

“Seninle yaşayan insanın yüzü güler mi hiç?”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.