Askerlik yaptım ama silahı elime almak istemem. Sevmem… “Nasıl olur, Türk için ‘At, Avrat, Silah…’ deyimini inkar mı ediyorsun?” savı ile söyleyeceklerimin önünü kesmeyiniz lütfen.


Askerlik yaptım. Kırk beş gün… İki yıllık köy öğretmenliği sonunda 45 gün askeri talim… üç günlük bir “süngü tak!.. Çıkar!..”, ardından “atış” faslında hep 12’den vurmalar. Neyse konu uzun, zaten askerlikten de söz etmeyeceğim.


Serbest atış zamanı geldi-çattı yine… Beş yıllık siyasi polemiklerin son faslı şimdi “desteksiz atışlar”la devam edecek. Siyasetçi öteden beri bu konuda deneyimli ve de hazır. Şimdilerde siyasetçiye girdiği kazanma yarışında yol açma görevini üstlenenler de “meydan-ı siyaset”te boy gösterme hevesine kaptırdılar kendilerini. Partili olmanın dayanılmaz zorluğu da bu olsa gerek…


Gelecekte “yağlı kuyruk” kapma heyecanının tabii ki bunda payı var. Bu nedenle de duru/ berrak olması gereken siyaset ırmağı –maalesefkendi mecrasında/akağında akmıyor bir türlü bu ülkede. Siyasetçinin gönlü ne denli hizmet aşkı ile dolu olsa da etrafındaki/çevresindeki bizler ona kişisel sorunlarımızı/çıkarlarımızı sahiplenip çözüme kavuşturmasını istediğimizde, işte o noktada siyaset bulanıyor, kirleniyor. O zaman da “Particilik” boyut kazanıp egemen oluyor egemen oluyor bu alanda.


Böyle bir ortamda ne yapsın siyasetçi? Siyasetçi, üstlendiği ve benliğinde taşıdığına inandığımız “ülke ve insanına hizmet aşkı”nı başka başka yönlere çekip “kişiselleştirme” çabalarına baraj kurup karşı çıktığında etrafındaki “ilgi ve sevgi halkası”nın birden soğuk bir iklime döndüğünü görünce ne yapsın? Maalesef siyasetçilerin etrafında/çevresinde yalan bir sevgi gösterisi yaşanıyor bugün ve nice zamandır.“İşimi gör, seninleyim” anlayışının siyaset dünyasında egemen ve de geniş bir halka oluşturduğunu görüyor ve yaşıyoruz yıllardır. Ticaret dünyasından, basından, her alandan kimilerinin siyasetçiye “yakın görünme” sevdalanmalarıyla ülkede “siyasi kirlilik” oluştuğunu, bunun anlamsız çekişmeleri beraberinde getirdiğini bir anlayabilsek…
 


Medyanın (gazetelerin, televizyonların, radyoların) “siyasal meddahlık” rolüne soyunması bizim gibi halâ demokratik yaşamını rayına oturtamamış ülkelerde yaralar açtığını, ülke insanını birbirine düşürüp kamplaştırdığını gören yok maalesef. Medyanın bu alanda mesleksel etik açısından ayıplanan çabasınının temelinde yurttaşların “demokrasi karnesi”nde zayıf olan “bilgi yetesizliği”nin payı olduğunu inkar eden var mı acaba?


Siyasetçiye bulaşan “rakip karalama hastalığı”nın kökünde “demokrasiyi algılama zaafı” ve “hep kişisel çıkar sağlama” basit düşüncesinin olduğunu/bulunduğunu inkâr edenler de var bu arada. Varsın olsun, ama demokrasilerde çocukluğumuzda yaptığımız birbirinin ardına kâğıttan kuyruk bağlama, birbirini anlamsızca, insafsızca karalama var mı? Maalesef bizde var, gelişmiş/ kalkınmış demokrasilerde yok. Bizimkisi “demokrasicilik oyunu” mu?


İnandığını savunmak -ama körü körüne değilher insan için erdemdir kuşkusuz. Gerçekten inanan insanın; duru, hiç durmadan çağlayan bilgi pınarı onu yanlış yola sapmaktan alıkor. Ama böyle olmayıp “kulak dolması bilgiler”le piyasada “arzı endam” edenlerin varlığı medya dünyasındaki etik kirliliği yaratıyor ne yazık ki…


Peki, işin doğrusu nerede? Demokrasi de aydınlık bir öğretidir toplumlara… Bilgi hazinesidir/pınardır. Ne kadar içersen iç… Doyumu olmayan bir duygu olur anlayanlara. Ama onu anlatacaklar, uygulayacak olanlar gerçek anlamda samimi olmadığı ülkelerde patinaj dönemi

bitmez.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.