Sevgili okuyucular sebepler çok ama şu netice acıdır ki yeryüzünün bu cennet topraklarında alnımızda hala geri kalmışlık damgası vardır.

Bu da bizim en büyük milli ayıbımızdır.

Cumhuriyetle birlikte silkinmişiz ama eksik o kadar fazla ki!

Doksan küsur yıl sonra bir arpa boyu yol ilerleyebilmişiz, geri kalmışlığın ezikliğini içimizde hissetmekteyiz.

Sebeplerin başında bilgisizlik geliyor.

Ulu tanrı Hazreti Süleyman’a soruyor:

‘Mal mı, devlet mi, ilim mi istersin?’

Hz. Süleyman hepsinden kıymetli olan ilmi isteyince, tanrı ona ilmi verdikten sonra devleti ve malı da mükâfat olarak ihsan eder.

Evet, ilim her şeyin başıdır.

Devlette mülk de ondan sonra gelir.

İslamiyet de bu ebedi gerçeği umdelerinin başında tutar ve ısrarla bunu telkin eder.

Batı dünyasında ilmin karşısında kilise gibi korkunç bir zebani varken, Müslümanlık şu mutlu öğütlerle beslenmektedir:

‘Her şeyin bir yolu vardır, cennetin yolu da ilimdir.’

‘İlmi Çin’de de olsa arayıp bulunuz.’

Erkek kadın farkı gözetmeksizin ilim ve irfan sahibi olmak her Müslüman’a farzdır. Dinin buyruğuna uyarak bu farz yerine getirilmiş olsa idi bugün bu halde kalır mıydık?

‘Kız çocuğu okutulur mu imiş!’ diyenler her şeyden evvel dine karşı gelmiş, günah işlemiş olmuyorlar mı?

İslamiyet faydalı bir ilme sahip olanı yedi bin yıllık sevapla mükâfatlandırır.

Dinimiz bilgiyi hapsetmeye de razı değildir.

‘Bildiği bir ilmi sorulduğu zaman söylemeyenlere, denizlerdeki balıklar, göklerdeki kuşlar bile lânet eder’ denilmektedir.

İlimle uğraşmayanı, ilim edinmeye çalışmayanı cennete kabul etmeyen İslam’ın büyük peygamberi, ‘İlim faziletini ibadetin faziletinden daha çok severim’ demektedir.

Kadir Mısıroğlu’nun bir televizyonda dediği gibi, Shakespeare de Hz. Muhammed’le aynı fikirdedir.

Diyor ki; “Cehalet Allah’ın lanetidir bilgi ise bizi cennete getirecek kanatlardır.” Bilgi aynı zamanda insanları dünyada insanca yaşatacak geri kalmışlığın utandırıcı azabından kurtaracak yegâne vasıtadır.

Derhal söyleyelim, bilgi hudut tanımaz.

Bir insan ki her şeyi bildiğini sanır o insan cahilin gayyasındadır.

Fakat zavallı farkında değildir. Gülünç olmaktan ileri gidemez.

Sokrat’ın sözü ne kadar manalıdır;

“Bir şey bildiğimi bildiğim içindir ki diğer insanlardan akıllıyım!”

Sokrat’ın ne derya olduğunu biliriz.

İşte o, gerçeği diri tutmakla daima öğrenmek isteğini diri tutmayı ve ayakta kalmayı başarmıştır.

Üç beş kitap okuyup birkaç cümle ezberleyen ve bunları gösterişli jestlerle ifade etmeye çalışan, ifadeden zevk alan laf ebeleri kulaklarınız çınlıyor mu?

Aslında bildikleriniz bilgi denizinden bir kaşık sudur.

Asırlar boyunca ve türlü hesaplarla milletçe çok geri kalmışız.

Çok çalışmaya, çok bilgi edinmeye mecburuz.

Genel olarak uşaklığı reddederiz, ilmin uşaklığını asla…

Yılmadan usanmadan bilginin arkasından koşmalıyız.

İlim uğruna uşaklık bizi dünya cennetine ulaştırdığı kadar dinimizin icap bakımından da iç rahatlığına ulaştırır.

Bilgi, ibadet vechi içinde durmadan aranmalı, kaybolmuş bir eşya gibi bulunduğu yerden alınmalıdır.

Atatürk’ün büyük ümidi ve inancı ancak bu yolla gerçekleşecek.

Türkiye’miz ancak bir milli eğitim ve öğretim seferberliği ile gelişerek yüksek medeniyetler ufkunda bir güneş gibi doğabilir.

Yazımızı Neyzen’den bir nükte ile bitirelim!

“Hayliden hayli kalınlaştı yobazlık yeniden,

Softalık zorlu anırtı ile aldı yürüdü.

Kara bir kinle taassub pusudan çıktı yine,

Yurdu şâhâne cehâlet yeni baştan bürüdü.”

Günümüzle ne kadar örtüşmekte değil mi?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com