Yüce dinimiz haksızlığı görüp de susan kişi/leri "dilsiz şeytan" olarak tanımlıyor. Bu yüce emri çok önemsemek/unutmamak gerek yaşam boyunca... 

        Bunun için de, "Doğruya doğru, eğriye eğri" çizgisinden şaşmamalı insanoğlu.

Günümüz koşullarında kolay değil tabii ki; bu tutumda/durumda sebat etmek...

        İnsanoğlu, Adem'den bu yana şeytanın da takibi altında çünkü... Basiretinin tutulduğu ya da akıl ikilemine/farklılığına düştüğü anlarda, şeytani yönden kendisine açılan çıkış kapılarına saparsa; işte o zaman, "akıl duruluğu"nu yitirmiş olmanın acziyetiyle/zavallılığıyla şeytana esir/ tutsak düşmüş oluyor ki...

        Allah korusun...

      Ama yine de "aklını şeytana teslim edenler" de var yaşamda... İşte o zaman yaşam; insanoğlu için; "doğrudan ayrılmama, yanlışa kapılmama yarışı"na dönüşüyor, ister-istemez.

        Hem de nasıl  bir yarış...

        Ya da nasıl zorlu bir sınav...

        Hiç bildiğimiz gibi değil... "Doğrusu-yanlışı" birbirine karışan, hangisi doğru, hangisi yanlış beli olmayan bir sınav değil.

        İlahi... Şaşmaz bir sınav...

        Allah herkesi başarılı eylesin...

 Şeytan ile insanoğlu,  Allah katında "doğru ve yanlış, helal- haram" yarışına ezelden çıkmışlar bir kere...

        Bir yarış ki; insanoğlu için kulvar dışına çıktığı an şeytan yarışı bırakıp onu zevkle izliyor. İnsanoğlu ise, kendi iç dünyasında şeytani duyguların tutsağı olduğunun farkında olmadan şeytanın alkışlarıyla mutlu olduğunu sanıyor.

        Oysa yalan bir dünyadır yaşadığı insanoğlunun...

        Gerçek ise; onu çok uzaktan üzüntüler içinde izler o an...

        Şeytan ise bir büyük yarışı kazanmış olmanın -ona göre- gururunu yaşar yalnız başına...

  Dün otobüsle eve dönüyorum. Huyum işte, illa bir şeyler okuyacağım/yazacağım.        

        İnternet bağlantısı için cep telefonumdan gereken ayarlamayı yaptım. Telefonumu boş olan yan koltuğa koydum. Sonra tabletimde bir şeyler yazmaya koyuldum. Yazım bitmeden son durağa gelmişim. 

        Gazetelerimi, dergilerimi toplayıp çantama koydum, kalktım otobüsten ineceğim. Üç-dört adım otobüs koridorunda ilerledim ki, arkamdan; "-Amca... Amca..." diye çocuksu bir ses duydum. Önce umursamadım. Arkadan kolumun çekilmesi üzerine döndüm.

        Az önce kısa da olsa konuştuğum Kerem Karadeniz adlı ortaokul öğrencisi... Karnesini almış, tüm dersleri "Pekiyi" olan ve bu başarısının karşılığında takdirname alan bir öğrencimiz...

        Elinde otobüs koltuğunda unuttuğum cep telefonum...

        Bu ne biçim unutkanlık? Gençliğimde iki kez fotoğraf makinemi otobüste unutmuş olmanın ve onları arar olmanın ezikliği var üzerimde hala...

        Ama telefonumu yitirmemiş, sanki yeni bulmuş olmanın sevinciyle küçük/sevimli Kerem'e nasıl  bir sevinçle sarıldığımı anlatamam...

        İşte örnek bir çocuğumuz...

        Kimilerimiz böylesi "ikilemli" yani telefonu sahibine vereyim-vermeyeyim durumları için "şeytan'a uymak" değerlendirmesini yapar.

        Oysa ne şeytan'a uyması... Sevgili Kerem önce evde anne-babasından, sonra okulda öğretmenlerinden aldığı öğretilerin doğruluğuna inandığını gösterdi bu son davranışıyla...

        Kerem Karadeniz'i bir daha nasıl bulurum?

        Kitaplar armağan etmek istiyorum bu sevimli öğrencimize...

 İnsanoğlu "doğru"yu arkadaş edindiği sürece erdem kazanır.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com