İnsan yaşamının renkliliği, anılarını belleğinde koruduğu ölçüde olur. Eskiden 80-90 yaşında insanların belleklerinde korudukları anılarını dinleyen biz gençler, bu duruma şaşmaz, bizler de ihtiyarlığımızda böyle dinç beyinli olacağımızı sanırdık.

Nerdee?

Şimdilerde kıyıda-köşede kalmış o güzel insanlardan beyinlerine bir ses kaydedicisi/teyp sadakatiyle kaydettikleri anılarını dinliyoruz da ağzımız açık kalıyor:

“- Nasıl anımsıyor bunları? Üzerinden nerede ise bir asır geçmiş... İnsan belleği böylesine dinç ve duru nasıl kalır?”

Dünkü ile bugünkü insan arasındaki yaşam tarzı, koşullarını ve ihtiyaçlarını göz önüne getirdiğimizde şaşılacak bir durum da yok aslında...

Bir tarafta naturel bir yaşam...

Her şey doğallıktan kaynaklanan bir güzellik, bir tat, bir asalet, bir nefaset özellik taşıyor.

Meyvelerin, sebzelerin tadında/aromasında doğallıktan gelen özellik/koku var.

Doğa, özelliğini kurulduğu şekliyle koruyor.

Kirlilik yok... Denizler, dereler kendi akağında/ mecrasında yüzyıllardır akıp gidiyor.

Toprak kendi özelliğini korumuş, onu işleyenler yapay/ suni şekilde zenginletme heyecanı duyulmamış...

“Toprak ana” verimliliğini korumuş böylece...

Böyle olunca “Eşref-ı mahluk” olan insan niçin daha çok soluklanıp uzun ömürlü olmasın?

“Eski insan”ın ömür bereketi, dimağ/bellek zenginliği, neden yaşadığı ortamın ve beslenmesinin doğallığından kaynaklanmasın?

***

Şimdi öyle mi?

Hangi besin doğal özelliklerini korumuş?

GDO’lu ürünlerle beslenir olmuş insan...

O zaman da, kendine ihanetin bedeli olarak insanın yakasına alzheimer ve parkinson vb. çağın hastalıkları yapışmış durumda...

1950-1950’li yılların ölümcül hastalığı veremin beslenememekten kaynaklanması doğaldı bir yerde. Dünya bir büyük savaştan çıkmış, insanlar aç biilaç kalmışlardı yıllarca...

Şimdi de dünyada milyonlarca insan açlık-yokluk içinde...

Öbür yanda, yine insanlar daha varsıl ortamlarda düne göre...

Ama, amansız hastalıkların pençesinde insan...

Dikkatinizi çekerim, alzheimer olsun, parkinson olsun daha çok varsıl ailelerde, toplumlarda görünüyor/yaşanıyor.

Ne acı gerçek değil mi?

Mutluluğun sonunda onulmaz hastalıklarla boğuşmak... Yaşamın tadını unutmak...

“Yaşıyor muyum, yaşamıyor muyum”, bilememek durumu...

Dünya boks tarihinin en ünlü boksörü Muhammet Ali’nin parkinson olup ölüme giderken ki son durumunu bunun kanıtı olabilir.

***

Kimileri “Yalan dünya” dese de inanamıyorum.

İnsan dünyayı Cennet’e çevirmesi kendi elinde...

Bunca dünya nimetinin sahibi iken bunu paylaşmada tatmin olmaz doyumsuzluk sergileyen insanın durumudur asıl yalan olan...

İnsan olmanın onurunu unutmak buna denir işte.

Yüce Rabb’im adil paylaşmayı emretmişken; doyumsuzluğu tercih eden insanın yarattığı bir dünyada yaşıyoruz ne yazık ki...

Savaşlar bu doyumsuzluktan yapılmıyor mu?

***

“Doyumsuzluk” da; hiç bir çağda insanın benliğinden atamadığı hastalık olarak hala en acı şekilde hükmünü sürdürüyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com