İSTANBUL - 1959 yılında İstanbul’a gazeteci olarak geldim. Hesapta okumak için geldim ama aklım hep Babıalii’de... Gazetelerde... Gazetecilerde... Trabzon’da iken Tercüman, Hürriyet, Milliyet, Cumhuriyet ve Vatan Gazetesi’nin muhabirliklerini yaptığım için okumayı, Akademi’ye gitmeyi ikinci plana itmiştim.

Var da, yok da Babiali... O zamanlar Babiali denildiği zaman gazeteler ve matbaalar muhiti/çevresi akıllara geliyor. Babiali caddesi, Nuruosmaniye, Ankara aaddesi, Şerefefendi sokak, Cemal Nadir sokak... Öyle bir muhit/çevre ki caddelerinde/sokaklarında mürekkep kokusu solunuyor... Klişehanelerin önünden geçerken asit kokusu burnunuza geliyor. O tarihlerde Babiali dışında yönetilen ve basılan iki gazete vardı. “Hadiselere Tercüman” Beşiktaş Hayrettin İskelesi’nde Nuri Demirağ’ın uçak üretimi için yaptırdığı sonradan matbaa kurduğu hangarda basılıyor/yönetiliyordu. “Yeni İstanbul Gazetesi” de Şişhane’de Müellif sokakta Habib Edip Törehan’ın kurduğu matbaada basılıyordu. Babıali’nin “gazeteler/matbaalar/gazeteciler” çevresi olması özelliği Rahmetli Kemal Ilıcak satın aldığı “Halka ve Olaylara Tercüman Gazetesi”ni Nuruosmaniye’den Topkapı’ya taşınmasıyla bozuldu. Yüzyılın geleneği böylece yaralandı. Arkası/devamı kötü geldi. Hürriyet, Milliyet, Cumhuriyet ve diğer gazeteler ilkin İkitelli’ye -Ben Çiftetelli diyorum- taşınınca basın/ gazeteler geleneklerinden koptular. Sonra da Ayandon fırtınasına kapılmış gibi öteye-beriye dağıldılar. “Gazeteci Aileler”in çıkardığı gazeteler birer-birer el değiştirdi, “Holding gazeteleri” gündeme geldi. Gazeteler birer sanayi kurumu gibi görülür oldu, kimlik kazandı. Bu dönem sonrasında “gazetecilik yarışı” bir yana itildi/unutuldu. Sonrası malum... Bugünkü manzara...

Bu satırları İstanbul’dan yazıyorum. Gazetecilik yaptığım Babiali caddesinde, Mollafenari sokakta, Şerefefendi sokakta, dahası 1950’li, 1960’lı yıllarda soluklandığım bu çevrede geçmişin güzel anılarını ararken terk edilmiş, içinde hiçbir eşyası, mobilyası bulunmayan, badanalı/boyası dökülmüş bir evde yapayalnız hissettim kendim... Hürriyet’in önünden geçtim. O şaşalı, o Türk basının “Amiral Gemisi” Hürriyet binası halı mağazası olmuş... Milliyet’in önceki ve sonraki binaları da öyle... Cumhuriyet İttihat ve Terakki’den kalan konağı çoktan terk edip çekip gitmiş... Narlıbahçe sokaktaki Dünya Gazetesi ve Akşam da öyle... Son Posta Gazetesi tarih olmuş. Yeni Sabah Gazetesi bir öfke üzerine yayınını tatil etmiş. Bir zamanların iddialı Yeni İstanbul Gazetesi yok. Vatan Gazetesi Ahmet Emin Yalman’dan sonra kendine gelememiş, kaybolup gitmiş...

“Babiali” gitti, adı kaldı yadigar... Rotatiflerin kağıt yutan homurtuları nerede... Babiali yokuşunu soluk soluğu çıkan Peyami Safa, Falih Rıfkı, Semih Balcıoğlu ve nice değerler yok.. Bir büyük yalnızlık ki...

Istanbul/Sirkeci... Babiali yokuşunun başlangıç noktasında 1950’li yıllarda Tan Gazetesi vardı. Ben görmedim. Ama gazetenin başına gelenleri iyi biliyorum. istanbul Üniversitesi öğrencilerinin TAN Gazetesi’ni nasıl haksız yere takip ettiğini yazmıştım. İstanbul’dayım ya, geçen yıl açılan “Tan Gazetesi- Yokuşun Başı” sergisi bu yıl da yinelenmiş... Okuduğunuz bu yazımı 1945 yılı 4 Aralık’ta yaşanan “Tan Olayı”nı anlatan sergiden yazıyorum. Sergiye bu yıl “Sertel Ailesi-Selanik’ten Sılaya” bölümü eklenip daha da zenginleştirilmiş bulunuyor. Çok da güzel olmuş... Böyle bir güzelliği yaratan 1940/50’lerin ünlü gazetecisi Halil Lütfü Dördüncü kuşağından (Dördüncü Kuşak) Sayın Yenal Koçak’a tebriklerimi ve teşekkürlerimi iletiyorum.

Az önce yaşadığım yalnızlığım eridi gitti içimden... Ufkum bir açıldı ki...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com