“Sevgili Babacığım, Yıllar yıllar geçiyor, her şey değişiyor, her şeyden öncede ben değişiyorum. Değişmeyen tek şey değişimin kendisiymiş ya. Ama benim hayatımda hiç değişmeyen ve asla değişmeyecek olan tek ve en acı gerçek; senin kaybın.

Yoksun baba; yanımda, tenimde, saçımın telinde yoksun. Kalbimde, ruhumda, beynimde olsan da yaşamımın hiçbir anında, hiçbir üzüntümde, hiçbir mutluluğumda, hiçbir sevincimde, hiçbir hayal kırıklığımda sen yoksun. Varlığın, bedenin yok. Elbette ki her şey maddesel olarak var olmak değil, ama ben seni hiç tanımadım ki! Gülüşünü, konuşmanı, sesinin tonunu, kahkahanı hiç görmedim, duymadım ki! Hep düşünüyorum yanımda olsaydın ağzından 'yavrum, kızım' sözcükleri nasıl çıkardı? Bu duygu dolu sözler benim yüreğimi nasıl ısıtırdı? İnsanların nefret ettiği sözcükler olur mu? Benim var: Baba. Çünkü ben bu sözcüğü 'hiçbir zaman' doya doya, dolu dolu söyleyemedim. Bunu duyacak, gözlerinin içi gülecek ve beni çok büyük bir sevgiyle kucaklayacak bir babam olmadı hiç.

Evet tüm bunlar benim üzüntülerim, yokluklarım. Ama tüm bu büyük acının yanında bana en büyük onuru, şerefi yaşattın: Ben bir şehit kızıyım. Bugün ölümünün tam 10. yılı. Şu anda yanında, sevgi dolu kucağında olamasam da tam baş ucundayım. O soğuk mezar taşının tozunu ellerimden ateş çıkarcasına yıkıyorum babacığım.

Gittin baba, gittin. Ben daha üç yaşındayken, seni sevmeye, tanımaya başlarken. Ben karısını, minicik bebeğini vatanı için bir yana bırakan, canını vatanına feda eden, cesur, yiğit, yüreği vatan sevgisiyle dopdolu gencecik bir üsteğmenin kızıyım. Ağlamamalıyım. Senin ak saçlı bir dede olduğun günleri hiçbir zaman göremeyeceğim; ama sen benim anılarımda, hatıralarımda hep o yakışıklı, gururlu, cesur ve gepgenç üsteğmen olarak kalacaksın. Bu, çok onur verici baba.

Bir tek kez seni görüp seninle tanışma ve konuşma şansına sahip olsaydım sana sadece teşekkür etmek isterdim. Annemi ve beni senden yoksun bıraktın; ama bana da, çocuklarıma da, torunlarına da inanılmaz bir gurur yaşatan ve yaşatacak olan 'Şehitlik' ünvanını kazandırdın. Teşekkür ederim babacığım, teşekkür ederim.”

Okuduğunuz bu satırlar, Begüm Özcan’ın henüz 8. sınıftayken babasına yazdığı bir mektup… O bir şehit kızı. *** Bu memlekette ne kadar şehidimiz varsa, o kadar mektuplar yükseliyor göğe… Ve biz bayram arifesinde alışveriş telaşına düşmüşken, birileri babalarının fotoğrafına gözyaşı biriktiriyor. Tıpkı Begüm Özcan gibi…

Sormadan edemiyor insan muhterem. Acı onların ise, bize kalan ne? Bold sloganlar atmak mı? Gazete köşelerinde pul kadar çıkan haberlerini okumak mı?

Alnımızı secdeye koyduğumuz toprak bölünmesin diye şehit olurken birileri, Kalanlar neden ‘amin’lerde birleşmiyor? Neden ocağımıza düşmeyen ateşin, hep körüğü oluyoruz…

Düşününce kahroluyor insan… Yine de ‘Bayramlar bayram ola’ demiş şairimiz…

İyi bayramlar, sessizce bir köşede şehit olan yiğitler… İyi bayramlar gözyaşı biriktirenler… İyi bayramlar Türkiye… Saflarda sıklaşan kardeşliğin, egemen olduğu bir memleket dileklerimle…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.