“Kafayı yedi…” deyimi Türkçemize nereden gelip yerleşti bilemiyorum. Ama yeri geldiğinde, uygun düştüğünde  “Taşı gediğine koymak” gibi bir isabetle bu deyim kullanıldığında iç huzurun keyfini yaşıyor insan.

  “Kafayı yeme…” durumunun bir başka anlamı “Kafayı oynatma” anlamına gelir. Kimi anlaşmazlıklarda sonuca varılamamak durumlarında  “- Bırak ya, o kafayı yedi…” ya da “O kafayı oynattı” değerlendirmesi yapılır karşı taraf için…

    “Kafayı üşütmek” de;  “Kafayı yemek, kafayı oynatmak” gibi ruhsal bir durum…

                                                    X   x   x

    Yaşı benim gibi 70’i aşmış olanlar bilirler, “Kafa sorunu” yaşayanların son durak yeri bugün de yerinde duran “Bakırköy Tımarhanesi” idi. Kafayı üşüttüğünüzden, ya da balataları sıyırdığınızdan yakınanlar çoğalınca, “Tam Mazhar Osmanlık…” denir, şikâyet/yakınma üzerine ve mahkeme kararıyla iki jandarmanın koruması altında doğru İstanbul Bakırköy Tımarhanesi’nin yolu gözükürdü size...  60-70 yıl önce de bu tımarhanenin Başhekimi Mazhar Osman adlı ünlü bir doktordu. Yolunuz oraya düşmesin; ya akıllanır terhis olur; ya da tabut içinde, omuzlar üzerinde ebedi yolculuğa çıkardınız…  Rahmetli Dr. Mazhar Osman’ı tanıyamadım ama 1950’li yıllarda “Küçük Vali” diye de anılan Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay’ın tımarhaneye (Ruh Hastalıkları Hastanesi) baktığını biliyorum.

                                                        X   x   x

    Geçmişte psikolojik sorunlar bu denli yaşanmazdı. “Azdan az, çoktan çok…” kanaatkârlığının verdiği ruhsal rahatlıktandı belki de… İnsan ilişkileri artınca tabii ki bu alanda sorunlar arttı. Sosyal yaşamın gelişmesi, teknolojik ilerlemeler ihtiyaçları da o oranda arttırdı. Bu da ruhsal bunalımları tetikledi. Günümüz insanı böyle bir bunalımı aşmak için ha bire çırpınıyor, çalışıyor; daha, daha çok kazanmak istiyor. Çünkü her gün yeni, bilmediği bir ihtiyacı getiriyor önüne teknoloji ve sosyal yaşam…

                                                           X   x   x

    Bu yenileşme, yeniyi yakalayıp tatmin olma ruh haleti/ruh hali, insanoğlunu bitirmenin bir başka yolu oldu çağımızda… Çünkü öyle olaylarla karşılaşıyoruz ki; insan kendi üzerinden düşündüğünde yaşanan olayın, söylenen sözün gereksizliği yanında bir gaf/pot kırma/ayıp, akıl dışılık olduğuna hükmediyor hemen.  Olayın en acı yanı, “Akıl terazisi”ni kullanmayanların kırdıkları potu, yaptıkları gafı, akıl dışılığı kendisinin savunması… Yerleşik toplumsal kuralları, yasaları, gelenek/görenekleri hiç dikkate almadan “Ağzı var” konuşuyor olmanın konumunda atıp-tutarak kendilerini “Haklılık mevkii”nde görenlerin;  onlara “Balata sıyırttınız” durumlarını anlatmak, onlara kabullendirmektir önemli olan… Ama nafile, deveye hendek atlatmak daha kolaydır böyle durumlarda.

   Freni tutmayan arabayı bilirsiniz… İnsan da akıl denen hazinesiyle balata sıyırmamanın, dengeli olmanın yollarını arar yaşam boyu.

                                                                      X   x   x

   Beni düşündüren ne biliyor musunuz? Sosyal bunalımlar nedeniyle artan suçlara ilişkin davaların görülmesi için en büyük adliyeleri yapıyoruz da…  Zanlılar/suçlular için habire büyük-büyük hapishaneler/damlar yapıyoruz da…  Peki, akıl balatalarını sıyıranları niçin düşünmüyoruz?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.