Uzun süredir beraber olamıyoruz bu köşede. Safi benim tercihim bu. Uzun süren ve bilhassa düşün hayatımızda yıpranmalara sebep olan seçim süreci bu tercihin en önemli sebebi idi. Kendimi tekrarladığımı, bayağılaştığımı düşündüm. Yaptığım işten zevk almamaya başladım. Hemen her yazıma gelen acımasız eleştirilere göğüs geremediğimi fark ettim. Her meseleye aynı pencereden bakmamı arzulayanların baskılarından bunaldım. Ve dinlenmeye, yenilenmeye, tazelenmeye karar verdim...

Bazen kitapların arasında boğularak bazen gündemden uzak kalarak başarmaya çalıştım bunu. Meselelere akademik perspektiften bakabilme kabiliyetimi geliştirmeye çalıştım hep. Kısır tartışmalardan, bağrış çağırışlardan, siyasetin hercümerç halinden uzak durdum. Ve başardım galiba... Kendimi yenilenmiş, tazelenmiş, güçlenmiş hissediyorum. Ve biraz da özlemiş... Yazmayı, anlatmayı, öğretmeyi ve elbette öğrenmeyi... Artık hazırım...

Bu süreçte yanımda olan, yazmam için beni sürekli teşvik eden, eksikliğimi hissettiğini her fırsatta dile getiren, desteklerini esirgemeyen tüm dostlarıma teşekkür ediyorum. Kalemim kılıcımdır. Ve bilinmesini isterim ki hak eden herkes kılıcımın tadına ayrım olmaksızın bakacaktır! Vira bismillah...

DİKTATÖR KİM?
1 Kasım seçimlerinin en başarısız partisi kuşkusuz Milliyetçi Hareket Partisi idi. Hatta genel kabul odur ki; 7 Haziran’da tek başına iktidar şansını kaybeden AK Parti’yi yeniden iktidara taşıyan kişi bizzat Devlet Bahçeli oldu.

Hal böyle olunca MHP’de parti içi muhalefet Bahçeli’ye karşı kazan kaldırdı. Meral Akşener, Koray Aydın ve Sinan Oğan’ın başını çektiği grup olağanüstü kongre talebini ortaya koydu. Fakat Bahçeli ve yönetimi bu talebi reddetti. Bunun üzerine muhalefet bloğu harekete geçti.

Olağanüstü kurultaylarda genel başkanlık seçimine izin vermeyen MHP tüzüğünün değiştirilmesi için olağanüstü kurultay toplanması gerekiyor. MHP tüzüğüne göre olağanüstü kurultay toplanabilmesi için 249 imza yeterli. Muhalefet, tüzüğün öngördüğü imzanın çok üstünde bir delege desteğine ulaştı. Tam 543 delegenin imzasını aldı.

Fakat Devlet Bahçeli bu duruma ilişkin “İmzayı, kim ne kadar toplarsa toplasın. Müracaatları halinde kabulü mümkün olmayacaktır” diyerek son sözü söyledi. MHP yönetimine iletilen imzalar ise bu doğrultuda değerlendirilmeye dahi tabi tutulmadı.

Oturduğu genel başkanlık koltuğuna talip olan hemen herkesi ‘hainlikle’ suçlayan Devlet Bahçeli, kendi tüzüğünü ve gereklerini elinin tersiyle çöpe attı. Parti içi muhalefetin son derece demokratik ve yasal talebini işine öyle geldiği için yok saydı. Hemen her fırsatta Cumhurbaşkanını anayasaya aykırı davranmakla suçlayan, onu diktatör olmakla itham eden Bahçeli’nin bu tavrına ne demeli?

Parti içi muhalefete karşı Kuzey Kore lideri gibi tavır alan Devlet Bahçeli’nin sık sık demokrasiden ve anayasadan bahsetmesi sizce de güzel bir fıkra değil mi?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.