O kadar soğuktur ki, üzerine yapışan çimento kalıntılarını su ile temizlemeye korkarsın. Oturup dinlenmek bile istemezsin ki terin kurumasın, ısınmış vücudun soğumasın. Kısa dinlenme aralarında kendi çabanla yaptığın derme çatma odacıkta, demlediğin çay, yediğin sarı kurabiyeler soğuğu biraz olsun hafifleten tek ilaçtır bedenine. Belki de hayatın boyunca oturamayacaksın yaptığın bu lüks evlerde. Emeğini, yorgunluğunu, kimi zaman ise kanını bırakmışsındır şimdiye kadar hiç görmediğin insanların yaşayacağı evlerin harcına, bilmezler.

***

Dört çeker lüks arabasını kiraladı havalimanından. İki karısı ve üç çocuğu ile gelmişti Trabzon’a. Trabzon ile ilk tanışması, kendi ülkesinde bir kebapçının duvarında asılan Uzungöl fotoğrafı ile olmuştu. “Sanırım burası cennet” diye geçirmişti içinden. Ardından reklam panolarında görmüştü Trabzon’da satılık daire ilanlarını. Üç ev birden satın almıştı akrabaları gibi. Her yaz bu kente gelir hem tatilini yapar hem de satın aldığı evlerin inşaatlarına şöyle bir bakıp geri dönerdi. Zengin olarak dünyaya gelmiş bir adamdı. Hayatı boyunca çalışmamış, üzerinde doğduğu petrol yataklarını güçlü ülkelere satıp keyfini süren şanslı bir adam.

***

İki farklı kaderi, iki kesişmesi zor hayatı bir araya getiriyor inşaatlar son zamanlarda Trabzon’da. Gerçek anlamda yaprak döküyordu bir yanımız, bir yanımız ise bahar bahçe.

“Aynı zaman diliminde yaşayan bu iki insanın kaderleri farkı kaçtır ?” sorusunun cevabını düşünerek şantiyeye girdim.

Eksiklikleri fotoğraflayıp usta grubunun yanına doğru yanaştım.

“Baretini niye takmıyorsun?” dedim, baretini koyduğu yerden aldı ve taktı.

“Emniyet kemerin nerede?” diye sordum. Yüzünü ekşitti. 

“Çok fazla önemsiyorsun şef, kaderimizde ne varsa o olur, belki düşerim bu inşaattan, ölürüm de aileme bir ev verirler, geride kalanların hayatı kurtulur” dedi.

Sonradan öğrendim amcasının oğlunu kaybetmiş iki hafta önce. O da kendisi gibi inşaat işçisiymiş. Ailesine kan parası olarak bir ev vermişler. Kanını akıttığı konuta yerleştirmişler. Hak ettiği emeğinin karşılığını canı ile alabilmiş 38 yaşında…

Kafamdaki cevapsız soruların sayısı sürekli artıyordu. Beynimin içinde “Ölüm bu işin fıtratında var” diyen tanıdık bir adam başka bir gün “sosyal adalet” diyordu.

Hayatı boyunca ev sahibi olamayacakların hayatı karşılığı ev sahibi olması mıydı “Sosyal Adalet”, yoksa toplumun her kesiminin yaşam düzeyi yönünden eşit olması mı?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com